
Avukatlık Hizmetlerimizi karşılıklı güven, gizlilik ve şeffaflık ilkelerine uygun şekilde yürütmekteyiz.
Her yıl 20 Temmuz’dan 31 Ağustos’a kadar süren adli tatil, mahkemelerin büyük bölümünün rutin faaliyetlerine ara verdiği dönemdir. Ancak bu durum, “adli tatilde hiçbir dava görülmez” anlamına gelmemektedir. Avukat Ayça Bolak olarak müvekkillerimden en sık aldığım sorulardan biri, tam da bu dönemde ortaya çıkan acil nafaka ihtiyaçlarının akıbetidir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 103. maddesi, adli tatilde de görülmeye devam edecek dava ve işleri sınırlı sayıda (numerus clausus) olarak belirlemiştir. Kanun koyucu, gecikmesinde sakınca bulunan konuları bu istisnalar arasına özellikle almıştır.
Sorunun kısa cevabı: Evet. HMK m. 103/1-a hükmü, nafaka davalarını adli tatilde de görülecek işler arasında açıkça saymaktadır. Bu düzenlemenin gerekçesi, nafakanın niteliği gereği kişinin günlük yaşamını, barınmasını ve temel ihtiyaçlarını doğrudan ilgilendiren, ertelenmesi halinde telafisi güç zararlara yol açabilecek bir konu olmasıdır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi kapsamında talep edilen tedbir nafakası, esasen “ihtiyati” bir niteliğe sahiptir; yani dava sonuçlanana kadar tarafların ve varsa çocukların mağdur olmamasını amaçlar. Bu ivedilik hali, adli tatil süresinin bu tür talepler için bir engel teşkil etmemesinin temel dayanağıdır.
Buna karşılık, mal rejimi tasfiyesi gibi ivediliği bulunmayan bazı aile hukuku uyuşmazlıkları, genel kural olarak adli tatil kapsamı dışında kalıp tatil sonrasına ertelenebilmektedir. Bu ayrımın somut olayda doğru yapılması, dosyanın gecikmeden ilerlemesi açısından önem taşır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili hukuk dairelerinin yerleşik içtihatları, nafakaya ilişkin taleplerin “ivedi işlerden” sayıldığı yönündedir. Yüksek mahkeme, nafaka yükümlülüğünün sosyal devlet ilkesiyle ve kişinin yaşam hakkının maddi güvencesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayarak, mahkemelerin bu tür talepleri geciktirmeksizin değerlendirmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. Bolak Hukuk Bürosu olarak dosyalarımızda bu içtihadi çizgiyi taleplerimizin gerekçelendirilmesinde etkin biçimde kullanmaktayız.
Somutlaştırmak gerekirse: Eşinden fiilen ayrılmış ve herhangi bir gelir kaynağı bulunmayan bir kadın müvekkilin, adli tatilin başladığı hafta eşinin maddi desteği kesmesi halini ele alalım. Bu durumda, adli tatilin sona ermesi beklenmeden aile mahkemesine tedbir nafakası talepli dilekçe sunulabilir; mahkeme nöbetçi hakim eliyle dosyayı inceleyip gerekli gördüğü takdirde duruşma günü beklemeksizin ön inceleme üzerinden karar tesis edebilir.
Elbette her somut olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan, mahkemenin talebi ne ölçüde ve ne hızda değerlendireceği hakimin takdir yetkisi dahilindedir. Buna rağmen, kanunun bu davaları adli tatil dışında tutması, sürecin işleyişini genel olarak güvence altına almaktadır.
Evet. HMK m. 103 uyarınca nafaka davaları adli tatilde de görülmeye devam eden istisnai işlerden olduğundan, dava açmak ve tedbir talep etmek mümkündür.
Süre, mahkemenin iş yüküne ve somut olayın özelliklerine göre değişmekle birlikte, tedbir nafakası talepleri genellikle esas dava beklenmeden, ön inceleme aşamasında öncelikli olarak değerlendirilmeye çalışılır.
Genel kural olarak, ivediliği bulunmayan ve kanunda açıkça sayılmayan bazı uyuşmazlıklar (örneğin bazı mal rejimi tasfiyesi talepleri) adli tatil sonrasına bırakılabilmektedir.
Tedbir nafakası, dava süresince eşin veya çocuğun geçici olarak korunmasını amaçlarken; iştirak nafakası, boşanma kararından sonra çocuğun giderlerine ana-babanın ortak katılımını düzenleyen kalıcı bir nafaka türüdür.