
Avukatlık Hizmetlerimizi karşılıklı güven, gizlilik ve şeffaflık ilkelerine uygun şekilde yürütmekteyiz.
Yakınının tutuklandığı haberini temmuz ayının son günlerinde alan bir aile için en yakıcı soru genellikle şudur: “Adliyeler tatile girdi, dosya eylüle mi kaldı?” Bu endişe anlaşılabilir olmakla birlikte, hukuki gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, takvimin hangi ayda olduğuna bakılmaksızın korunması gereken anayasal bir haktır.

Avukat Ayça Bolak olarak bu makalede, adli tatil döneminde tutukluluk incelemesinin yapılıp yapılmadığını, hangi merciin hangi sürelerle karar vereceğini ve bu dönemde tahliye talebi ile itiraz yollarının nasıl işlediğini mevzuat ve emsal kararlar ışığında açıklayacağım.
Adli tatil, mahkemelerin ve savcılıkların her yıl belirli bir dönemde çalışmalarına ara verdiği yasal dönemdir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 331. maddesi uyarınca ceza işlerini gören makam ve mahkemeler, her yıl 20 Temmuz ile 31 Ağustos tarihleri arasında çalışmaya ara verir. Yeni adli yıl 1 Eylül’de başlar.
Hukuk yargılaması bakımından aynı düzenleme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 102. maddesinde yer alır. Ancak “tatil” kavramı, adliyelerin tamamen kapandığı anlamına gelmez. Kanun koyucu, ertelenmesi telafisi güç zararlara yol açacak işleri bu kapsamın açıkça dışında bırakmıştır.
Nitekim CMK m. 331/2 hükmüne göre; soruşturma işlemleri ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmalar ve ivedi sayılacak diğer hususlar, tatil süresi içinde de yerine getirilir. Bu işlerin ne şekilde yürütüleceği ise Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından her yıl belirlenen nöbet esaslarına göre düzenlenir.
| Konu | Ceza Yargılaması (CMK m. 331) | Hukuk Yargılaması (HMK m. 102-104) |
|---|---|---|
| Tatil dönemi | 20 Temmuz – 31 Ağustos | 20 Temmuz – 31 Ağustos |
| Tatilde görülen işler | Soruşturmalar, tutuklu işler, ivedi işler | İhtiyati tedbir, delil tespiti, nafaka vb. |
| Sürelerin uzaması | Tatil bitiminden itibaren 3 gün | Tatil bitiminden itibaren 1 hafta |
| İstinaf ve Yargıtay | Yalnız tutuklu hükümlere ilişkin işler incelenir | Tatile tabi olmayan işler incelenir |
Evet, yapılır. Tutukluluk incelemesi, adli tatilin istisnaları arasında yer alan işlerin başında gelmektedir. Bu husus yalnızca bir usul tercihi değil, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 19. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5. maddesinden doğan bir zorunluluktur.
Anayasa m. 19/8 hükmü, tutuklanan kişiye özgürlüğünün kısıtlanmasının kanuna uygunluğu hakkında kısa sürede karar verilmesini ve kısıtlamanın yerinde olmadığı anlaşılırsa derhal serbest bırakılmayı talep etme hakkı tanır. Bu hakkın adli tatil gerekçesiyle altı hafta boyunca askıya alınması, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Uygulamada bu güvence, nöbetçi sulh ceza hâkimlikleri ve nöbetçi ağır ceza/asliye ceza mahkemeleri eliyle yerine getirilir. Adliyelerde tatil boyunca kesintisiz bir nöbet sistemi işler; tutuklama, tahliye, itiraz ve tutukluluğun devamı kararları bu nöbetçi merciler tarafından verilir.
Tutukluluğun periyodik olarak denetlenmesi CMK m. 108 ile düzenlenmiştir. Bu madde, tutukluluğun “unutulmasını” engelleyen temel güvence mekanizmasıdır ve adli tatil döneminde de aynen uygulanır.
Soruşturma evresinde, şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla, tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda karar verilmesi gerekir. Bu karar, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, CMK m. 100 hükümleri gözetilerek ve şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle verilir.
Buradaki otuz günlük süre azami süredir; hâkim daha kısa aralıklarla da inceleme yapabilir. Sürenin bitim tarihinin 20 Temmuz – 31 Ağustos aralığına denk gelmesi, incelemenin ertelenmesine gerekçe oluşturmaz.
İddianamenin kabulünden sonra ise mahkeme, tutukluluk hâlinin devamına her oturumda, koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında veya otuz günlük süre içinde re’sen (kendiliğinden) karar verir. Yani sanığın veya müdafiin talebi olmasa dahi mahkemenin harekete geçme yükümlülüğü bulunur.
Ayrıca şüpheli veya sanık, CMK m. 104 uyarınca soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında salıverilmesini isteyebilir. Bu talep hakkında, savcının görüşü alınarak üç gün içinde karar verilmesi esastır.
| İnceleme Türü | Yasal Dayanak | Karar Mercii | Süre |
|---|---|---|---|
| Re’sen periyodik inceleme (soruşturma) | CMK m. 108/1 | Sulh Ceza Hâkimliği (nöbetçi) | En geç 30 günde bir |
| Şüphelinin talebi üzerine inceleme | CMK m. 108/2 | Sulh Ceza Hâkimliği | 30’ar günlük dönemler |
| Re’sen inceleme (kovuşturma) | CMK m. 108/3 | Davaya bakan / nöbetçi mahkeme | Her oturumda veya 30 gün |
| Tahliye talebi | CMK m. 104-105 | İlgili hâkim veya mahkeme | Talepten itibaren 3 gün |
| Tutukluluğa itiraz | CMK m. 267-271 | Bir sonraki numaralı hâkimlik/mahkeme | Tebliğden itibaren 7 gün |
CMK m. 331/3, üst derece mercileri bakımından özel bir düzenleme getirmiştir. Buna göre tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay, yalnızca tutuklu hükümlere ilişkin işlerin incelemesini yapar.
Bu hüküm, tutuklu bir sanığın istinaf veya temyiz aşamasındaki dosyasının adli tatil nedeniyle bekletilemeyeceği anlamına gelir. Dosya istinaf veya temyiz merciinde ise, tahliye talebi hakkında da CMK m. 104/3 uyarınca dosyayı inceleyen daire karar verir.
Uygulamada karşılaştığım bir aksaklığı belirtmek isterim: dosyanın fiziki olarak hangi mercide bulunduğunun tespit edilememesi, tahliye taleplerinde ciddi zaman kaybına yol açabilmektedir. Bolak Hukuk Bürosu olarak bu tür dosyalarda talebi doğru mercie yöneltmek için UYAP kayıtları üzerinden ön kontrol yapılmasını standart bir adım olarak benimsemiş bulunuyoruz.
CMK m. 331/4 uyarınca adli tatile rastlayan süreler işlemez ve bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır. Ancak burada sıkça yapılan bir hatayı düzeltmek gerekir.
Sürelerin durması kuralı, adli tatilde görülmesi mümkün olmayan işler bakımından geçerlidir. Tutuklu işler, kanunen adli tatilde de görülen işlerden olduğundan, bu dosyalardaki itiraz ve başvuru sürelerinin işlemeye devam ettiği kabul edilmektedir.
Bu nedenle “nasılsa süre eylülde başlar” düşüncesiyle hareket etmek, somut olayın özelliklerine göre hak kaybına yol açabilir. Tutukluluğa itiraz için öngörülen yedi günlük süreyi, tatil dönemine denk gelse dahi kaçırmamak en güvenli yaklaşımdır.
Tutukluluk incelemesinin yalnızca “yapılmış olması” yeterli değildir; incelemenin etkili ve gerekçeli olması da aranır. Yüksek mahkeme içtihatları bu noktada belirleyicidir.
Anayasa Mahkemesi, Firas Aslan ve Hebat Aslan başvurusunda (B. No: 2012/1158, 21/11/2013), tutukluluğa ilişkin incelemelerin başvurucu veya müdafii dinlenmeksizin, tamamen dosya üzerinden ve şeklî biçimde yapılmasının silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkelerini zedeleyebileceğini vurgulamıştır. Kararın özü şudur: tutuklu kişinin, özgürlüğünün devamına ilişkin tartışmada söz hakkı bulunmalıdır.
Yine Aydın Yavuz ve diğerleri kararında (B. No: 2016/22169, 20/6/2017) Mahkeme, olağanüstü koşulların dahi tutukluluk denetimini tümüyle ortadan kaldırmayacağını, ancak koşulların denetimin sıklığı ve biçimi bakımından değerlendirmeye etki edebileceğini belirtmiştir. Adli tatil gibi olağan bir takvim durumu ise evleviyetle bu denetimi askıya almanın gerekçesi olamaz.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, AİHS m. 5/4 kapsamında tutukluluğun makul aralıklarla denetlenmesi gerektiğini istikrarlı biçimde kabul etmektedir. Bezicheri / İtalya kararında (25/10/1989), tutukluluk denetimi taleplerinin bir aylık aralıklarla yapılmasının makul olduğu, denetimin geciktirilmesinin ise Sözleşme’ye aykırılık oluşturacağı ifade edilmiştir.
Bu içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde, adli tatilin tutukluluk denetimini kesintiye uğratmasının hem anayasal hem de uluslararası hukuk bakımından savunulabilir olmadığı sonucuna varılmaktadır.
Bir şüpheli 25 Haziran tarihinde tutuklanmış, ilk periyodik inceleme 24 Temmuz’a denk gelmiştir. Bu tarih adli tatil içinde kalsa dahi, nöbetçi sulh ceza hâkimliği CMK m. 108 kapsamında incelemeyi yapmak ve gerekçeli bir karar üretmek zorundadır. İncelemenin hiç yapılmaması hâlinde, hukuka aykırılık iddiası itiraz dilekçesinin merkezine yerleştirilir.
Kovuşturma aşamasındaki bir dosyada, ağustos ayında elde edilen ve sanığın olay yerinde bulunmadığını gösteren kamera kaydı savunmaya ulaşmıştır. Duruşma günü eylül ayında olsa bile, CMK m. 104 uyarınca nöbetçi mahkemeye tahliye talebi sunulabilir. Beklemek yerine talebi tatil içinde iletmek, kişi özgürlüğü bakımından genel kural olarak daha isabetli bir tercihtir.
Tutukluluğun devamına ilişkin karar 5 Ağustos’ta tebliğ edilmiş, ancak yakınları “adliyeler kapalı” düşüncesiyle eylülü beklemiştir. Tutuklu işler adli tatilde görülen işlerden sayıldığından, yedi günlük itiraz süresinin bu dönemde işlediği yönündeki uygulama nedeniyle itiraz süre yönünden reddedilebilir. Bu durum, tatil döneminde de aktif hukuki takibin neden zorunlu olduğunu göstermektedir.
Adli tatil döneminde nöbetçi mercilerin iş yükü, olağan dönemdeki dağılıma kıyasla farklı bir görünüm arz eder. Dosyayı bilmeyen bir nöbetçi hâkim önüne gelen tahliye talebinde, dosyanın özetini ve lehe delilleri açık biçimde ortaya koyan bir dilekçe, kararın niteliğini doğrudan etkileyebilir.
Avukat Ayça Bolak olarak vurgulamak isterim ki, bu dönemde sunulan dilekçenin teknik kalitesi, yalnızca hukuki argümanla değil; sunum düzeni, delil dizini ve talebin netliğiyle de ilgilidir. Hiçbir hukuki süreçte sonuç garantisi verilemez; ancak sürecin doğru mercide, doğru zamanda ve eksiksiz belgeyle yürütülmesi, hâkimin takdir yetkisi dahilinde lehe bir sonuç ihtimalini güçlendirir.
Evet. CMK m. 331/2 uyarınca tutuklu işler adli tatilin istisnasıdır. CMK m. 108 kapsamındaki en geç otuz günlük periyodik inceleme, 20 Temmuz – 31 Ağustos döneminde de nöbetçi sulh ceza hâkimliği veya nöbetçi mahkeme tarafından yapılır.
Evet. CMK m. 104 uyarınca şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında salıverilme talebinde bulunabilir. Talep, nöbetçi mercie sunulur ve savcının görüşü alınarak kural olarak üç gün içinde karara bağlanır.
Tutuklu işler adli tatilde görülen işlerden sayıldığından, CMK m. 268’deki yedi günlük itiraz süresinin bu dönemde de işlediği kabul edilmektedir. Hak kaybı yaşamamak için süreyi tatil bitimine ertelememek gerekir.
Adli tatil her yıl 20 Temmuz’da başlar ve 31 Ağustos’ta sona erer. Yeni adli yıl 1 Eylül’de açılır. Bu düzenleme ceza yargılamasında CMK m. 331, hukuk yargılamasında HMK m. 102 ile getirilmiştir.
CMK m. 331/3 uyarınca bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay, adli tatil süresince yalnızca tutuklu hükümlere ilişkin işlerin incelemesini yapar. Bu nedenle tutuklu sanığın istinaf veya temyiz dosyası tatil nedeniyle bekletilemez.
Tutukluluk, kişi özgürlüğüne yönelik en ağır koruma tedbiridir ve denetimi takvime bağlanamaz. Somut dosyanızın aşaması, suç vasfı ve delil durumu farklılık göstereceğinden, Bolak Hukuk Bürosu olarak her dosyanın kendi özelinde değerlendirilmesini ve tatil döneminde dahi hukuki takibin kesintisiz sürdürülmesini tavsiye ediyoruz.