
Avukatlık Hizmetlerimizi karşılıklı güven, gizlilik ve şeffaflık ilkelerine uygun şekilde yürütmekteyiz.
Miras yoluyla veya birlikte yapılan bir yatırım sonucu edinilen hisseli (paylı) bir taşınmazınız var. Diğer hissedarlarla satış konusunda anlaştınız, alıcı bulundu, hatta tapuda randevu bile alındı. Ancak hissedarlardan biri son anda vazgeçti ya da imza için tapuya gelmedi. Bolak Hukuk Bürosu olarak bu sorunun, mülkiyet hukukunda en sık karşılaştığımız ve aslında çözümsüz olmayan bir tıkanma noktası olduğunu söyleyebiliriz.

Bu makalede, hisseli tapuda bir paydaşın imza vermemesi durumunda hukuken hangi yolların açık olduğunu, izale-i şüyu (ortaklığın giderilmesi) davasının nasıl işlediğini ve sürecin pratikte ne kadar sürdüğünü Avukat Ayça Bolak olarak adım adım açıklıyorum.
Türk Medeni Kanunu’nun 688. maddesi paylı mülkiyeti düzenler. Bu rejimde her paydaşın mülk üzerindeki hakkı, belirli ve somut bir bölüm üzerinde değil, taşınmazın bütünü üzerinde belirli bir pay oranı şeklindedir. Yani %50 hisseniz varsa, evin belirli bir odası size ait değildir; evin tamamı üzerinde %50 oranında hak sahibisinizdir.
Bu yapı, beraber miras kalan bir ev, kardeşler arasında ortak alınan bir arsa veya iş ortaklığıyla edinilen bir gayrimenkul gibi pek çok günlük durumda karşımıza çıkar. Sorun da tam burada başlar: Mülk üzerinde tasarrufta bulunmak (satmak, ipotek etmek, kat irtifakı kurmak) için kanunda farklı çoğunluk kuralları öngörülmüştür.
Türk Medeni Kanunu m. 692-693, paylı mülkiyette yapılacak işlemleri üçe ayırır:
İşte sorunun özü budur: Bir taşınmazın satışı ya da devri, tasarruf işlemi sayıldığından, paydaşlardan sadece biri imza vermese dahi işlem tapuda gerçekleştirilemez. Tapu Sicil Müdürlüğü, eksik imzayla hiçbir satış veya devir talebini sonuçlandırmaz.
Diyelim ki üç kardeş babalarından kalan bir araziyi miras yoluyla hisseli olarak almış. İki kardeş satışa razı, üçüncü kardeş ise duygusal nedenlerle veya fiyatı yetersiz bularak imza atmak istemiyor. Bu durumda alıcı bulunmuş olsa da, tapu memuru “tüm hissedarların imzası olmadan işlem yapamam” diyecektir.
Bunun nedeni basittir: Tapu, üzerinde mülkiyet hakkı bulunan herkesin rızasını arar; çünkü her paydaşın payı, taşınmazın tamamı üzerindeki soyut bir haktır. Bir paydaşın rızası olmadan yapılan satış, o paydaşın hissesi yönünden hukuken sonuç doğurmaz. Bu nedenle pratikte alıcılar genellikle “hisseler ayrı ayrı satılsın” önerisini sunar; ancak bu da paydaşlar arasında “şuf’a hakkı” (önalım hakkı) sorunlarını gündeme getirebilir.
Bir ailede anne vefat ettikten sonra üç çocuk, anneden kalan eve 1/3’er hisseyle ortak olur. İki çocuk evi satıp parayı paylaşmak isterken, üçüncü çocuk evde oturmaya devam etmek ister ve imza vermez. Aylar süren görüşmeler sonuç vermez. Bu noktada diğer iki çocuğun elinde tek bir hukuki çözüm kalır: ortaklığın giderilmesi davası.
Türk Medeni Kanunu’nun 698. ve devamı maddeleri, paydaşlardan herhangi birinin ortaklığın giderilmesini (izale-i şüyu) mahkemeden talep edebileceğini düzenler. Bu dava, paydaşlar arasında anlaşma sağlanamadığında devreye giren kanuni bir çıkış yoludur.
Önemli bir noktayı netleştirmek isterim: Bu davayı açmak için diğer paydaşların onayına ihtiyaç yoktur. Tek bir paydaş dahi, payı ne kadar küçük olsa da, bu davayı açma hakkına sahiptir. TMK m. 699 gereği, paylaşmayı imkansız kılan veya değerini önemli ölçüde azaltacak bir durum yoksa, sözleşmeyle paylaşmanın yasaklanmış olması haricinde, her paydaş bu talepte bulunabilir.
Ortaklığın giderilmesi davasında hakim, somut olayın özelliklerine göre iki yöntemden birini uygular:
Uygulamada konut ve daire niteliğindeki taşınmazlarda genel kural olarak satış yoluyla paylaştırma tercih edilmektedir; zira bir daireyi fiziksel olarak ikiye bölmek mümkün değildir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin (ortaklığın giderilmesi davalarına bakan daire) yerleşik içtihatlarında, paydaşlar arasında satış konusunda fiili bir anlaşmazlık bulunması halinde, davanın açılmasının hukuki yarar şartını kendiliğinden karşıladığı kabul edilmektedir. Başka bir ifadeyle, davacının önce diğer paydaşlara “satışa razı mısınız” diye ihtarname göndermesi zorunlu değildir; doğrudan dava açılabilir.
Ayrıca Yargıtay kararlarında, taşınmaz üzerinde fiilen kullanım veya yatırım yapan paydaşın bu hususun mahkemece dikkate alınmasını talep edebileceği, ancak bunun davanın esasını değiştirmediği, yalnızca bilirkişi raporlarında değer tespiti ve olası öncelik hakları bakımından değerlendirmeye alınabileceği vurgulanmaktadır. Yani “ben burada oturuyorum, sen satamazsın” itirazı, genel kural olarak ortaklığın giderilmesi davasının önünde tek başına bir engel oluşturmaz.
Hayır. Bu noktada müvekkillerimin sık sık düştüğü bir yanılgıyı düzeltmek isterim: Ortaklığın giderilmesi davası, imza vermeyen paydaşı cezalandırma davası değildir. Dava sonucunda taşınmaz satılırsa, satış bedeli yine tüm paydaşlara hisseleri oranında dağıtılır. İmza vermeyen paydaş, payının karşılığını mutlaka alır; sadece taşınmazın aynı şekilde elinde kalması mümkün olmaz.
Bununla birlikte, paydaşlardan biri taşınmazın tamamını almak istiyorsa, açık artırmaya katılarak diğer payları satın alma yolunu da deneyebilir. Bu, hakimin takdir yetkisi dahilinde şekillenen ve dosyanın somut koşullarına göre değişen bir süreçtir.
Süreç, taşınmazın niteliğine, paydaş sayısına ve bilirkişi incelemelerinin yoğunluğuna göre değişmektedir. Genel bir öngörü sunmak gerekirse:
| Aşama | İşlem | Yaklaşık Süre |
|---|---|---|
| 1. Dava Açılışı | Sulh Hukuk Mahkemesi’ne dilekçeyle başvuru | 1 hafta |
| 2. Tebligat | Diğer paydaşlara dava bildirimi | 1–2 ay |
| 3. Bilirkişi İncelemesi | Taşınmazın değer tespiti ve bölünebilirlik raporu | 3–6 ay |
| 4. Karar | Aynen taksim veya satış kararı | 6–12 ay |
| 5. Satış/İcra | Açık artırma ile satış ve bedel paylaşımı | 3–8 ay |
Görüldüğü üzere, dava açılışından bedelin paylaşımına kadar genel kural olarak 1 ile 2 yıl arasında bir süre öngörülebilir. Ancak paydaş sayısının fazla olması, taşınmaz üzerinde ipotek veya haciz bulunması gibi durumlar süreci uzatabilir.
Bolak Hukuk Bürosu olarak müvekkillerimize her zaman önerdiğimiz ilk adım, dava açmadan önce yazılı bir uzlaşma teklifi sunmaktır. Noter kanalıyla gönderilen bir ihtarname, hem karşı tarafın niyetini netleştirir hem de ileride açılacak davada iyi niyetli bir tutum sergilendiğinin kanıtı olur. Bununla birlikte, taraflar arasında ciddi bir anlaşmazlık varsa, zaman kaybetmeden dava yoluna başvurmak çoğu zaman daha pratik bir tercih olur.
Hisseli bir taşınmazda paydaşlardan biri imza vermiyorsa, izlenmesi gereken yol haritası şu şekilde özetlenebilir:
Tüm paydaşların onayı olmadan tapuda doğrudan satış işlemi yapılamaz. Ancak imza vermeyen paydaşa karşı mahkemeden ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davası açılarak taşınmazın satışı veya bölüşümü sağlanabilir.
Hisse oranı önemli değildir. Taşınmazda %1 paya sahip bir kişi dahi bu davayı açma hakkına sahiptir; kanun bu konuda asgari bir pay şartı öngörmemiştir.
Evet. Mahkeme kararıyla taşınmaz satılırsa, elde edilen bedel tüm paydaşlara hisseleri oranında dağıtılır. İmza vermeyen paydaş, sürece itiraz etmiş olsa da payının karşılığını almaya hak kazanır.
Bu dava, taşınmazın bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi’nde açılır. Birden fazla taşınmaz varsa ve bunlar farklı yerlerde bulunuyorsa, davaların hangi mahkemede birleştirilebileceği somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.
Doğrudan bir zorlama mekanizması bulunmamaktadır; ancak noter aracılığıyla ihtarname göndermek, tarafın tutumunu değiştirmesi açısından zaman zaman etkili olabilmektedir. Anlaşma sağlanamazsa tek kesin çözüm yolu ortaklığın giderilmesi davasıdır.