
Avukatlık Hizmetlerimizi karşılıklı güven, gizlilik ve şeffaflık ilkelerine uygun şekilde yürütmekteyiz.
Velayet, 18 yaşından küçük bireylerin (çocukların) bakımı, eğitimi, temsili ve malvarlıklarının yönetimi konusunda ebeveynlere tanınan yasal hak ve sorumlulukların bütünüdür. Boşanma veya ayrılık durumlarında, bu hakların hangi ebeveyn tarafından kullanılacağı, Aile Mahkemesi tarafından karara bağlanır. Velayet davası, sadece çocuğun kiminle kalacağını değil, aynı zamanda çocuğun geleceğiyle ilgili tüm kritik kararları kimin vereceğini de belirler.

İstanbul gibi büyük bir metropolde velayet davaları, nüfus yoğunluğu nedeniyle adliyelerde ciddi bir iş yükü oluşturmaktadır. Süreç, boşanma davasıyla birlikte veya boşanma kararı kesinleştikten sonra ayrı bir dava olarak açılabilir. Dava, tarafların son altı aydır birlikte ikamet ettikleri yerdeki veya davalının ikametgahındaki Aile Mahkemesi’ne verilecek bir dilekçe ile başlar.
Dilekçenin mahkemeye sunulmasının ardından, mahkeme genellikle geçici velayet konusunda bir ara karar verir ve sosyal inceleme raporu (SİR) alınması için dosya bir pedagog veya sosyal hizmet uzmanına gönderilir. Bu süreç, özellikle çekişmeli bir İstanbul velayet davası ise, tarafların iddialarını kanıtlamaları, tanık dinletmeleri ve uzman raporlarına itiraz etmeleri gibi aşamaları içerir. Bu nedenle sürecin başından itibaren hukuki destek almak, hak kayıplarını önler.
Türk Medeni Kanunu’na göre, velayet kararlarında esas alınan tek ve en önemli kriter “çocuğun üstün yararı” ilkesidir. Bu ilke, ebeveynlerin isteklerinden, maddi durumlarından veya toplumsal statülerinden bağımsız olarak, çocuğun fiziksel, zihinsel, ahlaki ve sosyal gelişimi için en iyi ortamın hangisi olduğuna odaklanır. Hakim, kararını verirken çocuğun gelecekteki refahını maksimize edecek seçeneği belirlemekle yükümlüdür.
Hakim, çocuğun üstün yararını belirlerken çok yönlü bir değerlendirme yapar ve somut delillere dayanır. Bu değerlendirme sürecinde dikkate alınan başlıca faktörler şunlardır:
Mahkeme, bu faktörleri değerlendirmek için tarafların sunduğu delillerin yanı sıra, mutlaka bir uzman raporuna başvurur. Pedagog veya psikolog, her iki ebeveynle ve çocukla görüşerek sosyal inceleme raporu hazırlar. Bu rapor, ebeveynlerin ebeveynlik becerilerini ve çocuğun hangi ebeveynle daha sağlıklı bir ilişki kurduğunu analiz eder ve hakimin kararında büyük ölçüde yol gösterici olur.
Velayet kararlarında çocuğun yaşı kritik bir değişkendir. Özellikle 0-3 yaş arası gibi çok küçük çocukların, “anne bakım ve şefkatine muhtaç” olduğu kabul edilir. Yargıtay kararlarına göre, bu yaş grubundaki çocukların velayeti, annenin çocuğun sağlığını tehlikeye atacak ciddi bir durumu (örneğin akıl hastalığı, ağır bağımlılık) olmadığı sürece genellikle anneye verilir.
Çocuk “idrak yaşına” ulaştığında, yani kendi durumunu anlayıp ifade edebilecek bilişsel yeterliliğe geldiğinde, mahkeme çocuğun görüşünü almak zorundadır. Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, idrak gücüne sahip her çocuğun kendisini etkileyen konularda görüşünün alınmasını şart koşar. Yargıtay uygulamalarında bu yaş sınırı genellikle 8 yaş ve üzeri olarak kabul edilmektedir.
Çocuğun görüşü alınırken, bu işlem travmatize edici bir mahkeme salonu sorgulaması şeklinde yapılmaz. Çocuk, adliyede bulunan özel görüşme odalarında, bir pedagog veya psikolog eşliğinde dinlenir. Uzman, çocuğun hangi ebeveynle kalmak istediğini, bunun nedenlerini ve bu beyanın yönlendirme altında olup olmadığını analiz eder. Çocuğun görüşü hakim için bağlayıcı değildir ancak karardaki en önemli faktörlerden biridir.
Boşanma davaları, özellikle çekişmeli olduğunda, aylar hatta yıllar sürebilir. Bu uzun süreç boyunca çocuğun nerede kalacağı, bakımının kim tarafından üstlenileceği ve diğer ebeveynle nasıl görüşeceği büyük bir belirsizlik yaratır. Bu belirsizliği gidermek için mahkeme, davanın hemen başında “geçici velayet” kararı verir.
Geçici velayet, dava sonuçlanana kadar çocuğun hangi ebeveynde kalacağını belirleyen bir ara karardır. Taraflar, dava dilekçeleriyle birlikte bu taleplerini mahkemeye iletirler. Hakim, genellikle ilk duruşmada veya acil durumlarda dosya üzerinden, tarafların yaşam koşullarını ve çocuğun acil ihtiyaçlarını gözeterek bu kararı verir.
Geçici velayet kararı, nihai velayet kararı için önemli bir gösterge olabilir. Çünkü mahkeme, “tesis edilen düzenin korunması” ilkesi gereğince, çocuğun alıştığı düzeni (örneğin geçici velayetle annede kalıp okuluna devam etmesi) ciddi bir sebep olmadıkça bozmak istemez. Bu nedenle, bir İstanbul velayet davası sürecinde geçici velayetin kime verileceği, davanın geri kalanı için kritik bir öneme sahiptir ve Avukat Ayça Bolak, bu ilk aşamanın titizlikle yönetilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Toplumda yaygın olan yanlış bir kanı, çalışan annelerin velayeti alamayacağı veya çalışma hayatının velayet için bir dezavantaj olduğu yönündedir. Türk hukuku, ebeveynler arasında cinsiyet ayrımı yapmaz; hem anne hem de baba velayet konusunda eşit haklara sahiptir. Hakimin odaklandığı nokta, çocuğun üstün yararıdır, ebeveynin çalışıp çalışmaması değil.
Aksine, bir annenin çalışıyor olması, çocuğuna maddi güvence, sosyal güvenlik (sağlık sigortası) ve daha iyi eğitim imkanları sunabileceğinin bir göstergesi olarak kabul edilir. Mahkeme, annenin çalışmasını değil, çalışma düzeninin çocuğun bakımını ihmal edip etmediğini araştırır. Eğer anne, çalışma saatleri dışında çocuğuyla kaliteli vakit geçiriyor, onun ihtiyaçlarını karşılıyor ve gerekirse güvenilir bir bakıcı veya aile büyüğü (anneanne, babaanne) desteği alıyorsa, çalışması velayete engel değildir.
Eğer her iki ebeveyn de çocuğun bakımını üstlenebilecek yeterlilikteyse, mahkeme çocuğun duygusal bağını ve mevcut düzenini inceler. Bir annenin kariyer sahibi olması, çocuğuna kötü bir ebeveyn olduğu anlamına gelmez. Önemli olan, ebeveynin çocuğun temel ihtiyaçlarını (sevgi, şefkat, bakım, eğitim) nasıl organize ettiği ve karşıladığıdır.
Boşanma davasında verilen velayet kararı, kesinleştikten sonra “mutlak” bir karar değildir; yani ömür boyu geçerli olmak zorunda değildir. Hayat koşulları değişkendir ve velayet sahibi ebeveynin durumu zamanla çocuğun aleyhine değişebilir. Bu durumda, velayeti olmayan taraf, “velayetin değiştirilmesi davası” açarak velayetin kendisine verilmesini talep edebilir.
Bu davanın açılabilmesi için, boşanma kararından sonra ortaya çıkan “esaslı” ve “yeni” bir olayın varlığı şarttır. Mahkeme, eski boşanma davasındaki iddiaları tekrar incelemez, sadece yeni duruma odaklanır. Velayetin değiştirilmesini gerektirebilecek başlıca durumlar şunlardır:
Velayetin değiştirilmesi davasında ispat yükü, mevcut düzenin çocuğun yararına olmadığını iddia eden davacı taraftadır. Davacı, velayet sahibinin ebeveynlik görevlerini ağır şekilde ihlal ettiğini veya koşulların çocuğun aleyhine kökten değiştiğini somut delillerle kanıtlamalıdır. Bu deliller tanık beyanları, okul kayıtları, sağlık raporları veya uzman görüşleri olabilir.
Velayet davalarıyla ilgili en sık merak edilen konulardan biri “ortak velayet” uygulamasıdır. Anlaşmalı boşanmalarda taraflar talep ederse veya çekişmeli davalarda hakim çocuğun üstün yararına olduğuna kanaat getirirse, boşanma sonrası ortak velayete karar verebilir. Ortak velayet, çocuğun geleceğiyle ilgili (okul seçimi, sağlık kararları gibi) tüm önemli kararların anne ve baba tarafından birlikte alınmasını gerektirir. Bu modelin işlemesi için ebeveynler arasında yüksek bir işbirliği kültürü ve sağlıklı bir iletişim kanalı bulunması şarttır.
Sıkça sorulan bir diğer soru ise, velayeti alamayan ebeveynin çocukla kişisel ilişki kurma hakkıdır. Velayeti kaybetmek, ebeveynlik haklarını tamamen kaybetmek anlamına gelmez. Mahkeme, velayeti kime verirse versin, diğer ebeveyn için çocukla “kişisel ilişki tesisi” kararı verir. Bu, genellikle hafta sonları yatılı kalma, yaz tatillerinde belirli süreler ve dini bayramlarda görüşme şeklinde düzenlenir ve bu düzenlemeye uymak her iki taraf için de yasal bir zorunluluktur.
Bir İstanbul velayet davası sürecinin ne kadar süreceği, davanın niteliğine göre değişir. Eğer taraflar anlaşmalı boşanma protokolü içinde velayet konusunda mutabıksa, dava tek celsede sonuçlanabilir. Ancak çekişmeli davalarda, delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi, pedagog ve sosyal hizmet uzmanı raporlarının hazırlanıp taraflara tebliğ edilmesi gibi süreçler, davanın 1,5 ila 2 yıl arasında sürmesine neden olabilir. Bu karmaşık süreçte Avukat Ayça Bolak gibi deneyimli bir hukukçudan destek almak, sürecin hem hızlı hem de çocuğun lehine sonuçlanması için büyük önem taşır.