
Avukatlık Hizmetlerimizi karşılıklı güven, gizlilik ve şeffaflık ilkelerine uygun şekilde yürütmekteyiz.
Bir şirket kurmak, sermaye koymaktan çok daha fazlasıdır. Sözleşmeler imzalanır, ortaklıklar kurulur, çalışanlar işe alınır ve er ya da geç bir tedarikçi, bir ortak ya da bir müşteriyle anlaşmazlık yaşanır. Kadıköy şirket avukatı olarak hizmet veren Avukat Ayça Bolak olarak, ticari hayatın bu doğal akışında işletmelerin “önce hukuki risk, sonra ticari karar” mantığıyla hareket etmesi gerektiğini her vakada yeniden görüyorum.

Bu makalede şirketlerin en sık karşılaştığı hukuki sorunları, güncel Türk Ticaret Kanunu hükümlerini ve Yargıtay’ın yakın tarihli içtihatlarını sade bir dille ele alacağım. Amacım yalnızca kanun maddesi sıralamak değil; bir şirket sahibinin ya da yöneticinin gerçek hayatta hangi aşamada hangi hukuki adımı atması gerektiğini göstermek.
Bu sorunun cevabı sanılandan daha dar kapsamlıdır ve uygulamada ciddi kafa karışıklığına yol açmaktadır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35/3. maddesi, yalnızca belirli bir sermaye eşiğini aşan anonim şirketler ile üye sayısı yüz veya daha fazla olan yapı kooperatiflerine sözleşmeli avukat bulundurma zorunluluğu getirmiştir.
Güncel mevzuat çerçevesinde durum şöyle özetlenebilir:
Anayasa Mahkemesi, 30.06.2021 tarihli (E.2010/10, K.2021/110) kararıyla bu zorunluluğun anayasaya uygun olduğuna hükmetmiş; gerekçede büyük sermayeli anonim şirketlerin ekonomideki ağırlığı ve uzman desteğine olan ihtiyaçları vurgulanmıştır. Zorunluluğa uymayan anonim şirketler, ilgili yıl için geçerli brüt asgari ücretin iki katı tutarında idari para cezasıyla karşılaşabilmektedir.
Bir teknoloji şirketinin yönetim kurulu, yatırımcı turundan sonra genel kurulda sermaye artırımı kararı alır ve esas sermaye 1.500.000 TL’ye çıkar. Şirket ortakları bu kararı ticaret siciline tescil ettirir, ancak avukat bulundurma yükümlülüğünün doğduğunu fark etmez. Aylar sonra baro tarafından gönderilen bildirim, şirketi savcılığa ihbar tehlikesiyle karşı karşıya bırakır. Bu noktada genel kural olarak “haberim yoktu” savunması hukuken kabul görmemektedir; çünkü yükümlülük, sermaye artırımının ticaret siciline tescil edildiği anda kendiliğinden doğmaktadır.
Kadıköy ve çevresindeki Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülen dava dosyalarına bakıldığında, belirli uyuşmazlık türlerinin tekrar ettiği görülür. Bolak Hukuk Bürosu olarak müvekkillerimize bu davalarda hem önleyici hem de dava sürecinde destek sunuyoruz.
| Dava Türü | Hukuki Dayanak | Açıklama |
|---|---|---|
| Ticari Alacak Davası | TTK m.3-5, İİK | Ödenmeyen fatura ve borçların tahsili |
| İtirazın İptali Davası | İİK m.67 | İcra takibine itiraz edilmesi halinde açılır |
| Ortaklıktan Çıkarma | TTK m.640 | Haklı nedenle ortağın şirketten çıkarılması |
| Genel Kurul Kararı İptali | TTK m.445-448 | Usule veya kanuna aykırı kararlara karşı |
| Haksız Rekabet Davası | TTK m.54-63 | Piyasa dürüstlüğünü bozan eylemlere karşı |
Burada önemli bir usul kuralının altını çizmek istiyorum: 2026 yılı itibarıyla, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan ticari alacak ve tazminat davalarında, dava açmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurulması bir dava şartıdır. Bu süreç ortalama altı hafta sürmekte, zorunlu hallerde iki hafta daha uzatılabilmektedir. Arabuluculuk aşaması atlanarak doğrudan dava açılması, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddedilmesine yol açabilir.
Şirketler arası fatura ve mal/hizmet alacaklarında uygulanacak faiz oranı, genel ticari hayatın en çok karıştırılan konularından biridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1530. maddesi, ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde borçlunun, sözleşmede öngörülen ödeme tarihinde borcunu ödemediği takdirde ayrıca ihtara gerek olmaksızın temerrüde düştüğünü düzenlemektedir.
Pratikte sıkça yaşanan bir hata, ticari işlerdeki faiz oranının Türk Borçlar Kanunu’ndaki genel yasal faiz oranıyla aynı sanılmasıdır. Oysa Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre, ticari işlerde tacir olan borçludan avans faizi oranında temerrüt faizi talep edilebilmekte; bu oran Merkez Bankası’nın kısa vadeli avans kredilerine uyguladığı orana göre belirlenmektedir. Önemli bir noktaya da dikkat çekmek isterim: Yargıtay kararlarında, taleple bağlılık ilkesi (HMK m. 26) gereği, alacaklı dava dilekçesinde “en yüksek mevduat faizi” talep etmişse, mahkemenin bu talebi aşarak doğrudan avans faizine hükmedemeyeceği vurgulanmıştır; hüküm, talep edilen oranı geçmemek üzere şekillendirilmelidir.
Bir gıda toptancısı, perakende zincirine düzenli mal teslimatı yapan bir tedarikçidir. Taraflar arasındaki protokolde, ödemelerin vadesinde yapılmaması halinde aylık belirli bir oranda vade farkı uygulanacağı yazılıdır. Ödeme gecikince tedarikçi icra takibi başlatır; borçlu, faiz oranına itiraz eder. Bu noktada sözleşmede açıkça kararlaştırılmış vade farkı hükmü, mahkemece doğrudan sözleşmeye dayandırılarak uygulanabilir hâle gelir ve itirazın iptali davasında alacaklı, talebinde haksız çıkan borçludan icra inkâr tazminatı da talep edebilir.
Ticaret hayatında kullanılan distribütörlük, bayilik, franchise, tek satıcılık ve sürekli mal sağlama sözleşmeleri, TTK’da ayrı bir isimle düzenlenmemiş olsa da Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Bu sözleşmelerin fesih anında en çok ihtilaf yaratan başlıkları şöyle sıralayabiliriz:
Şirket tüzel kişiliğinin ayrı bir hukuki varlık olduğu genel kuralı, yöneticileri her durumda koruma altına almaz. TTK m.553 kapsamında, yönetim kurulu üyelerinin kanuna ve esas sözleşmeye aykırı hareketlerinden doğan zararlardan şahsen sorumlu tutulabileceği unutulmamalıdır. Özellikle şirketin teknik iflas eşiğine (TTK m.376) yaklaştığı dönemlerde, yönetim kurulunun zamanında ve usulüne uygun harekete geçmemesi, ileride açılacak sorumluluk davalarında aleyhe değerlendirilebilmektedir.
Bu noktada mahkemelerin yerleşik yaklaşımı “basiretli tacir” ilkesidir (TTK m.18/2). Bir tacirden beklenen özen ve dikkat, sıradan bir kişiden beklenenden daha yüksektir; bu da yöneticilerin alacağı her kararın daha titiz bir hukuki değerlendirmeden geçmesini gerekli kılar.
Bir ticari uyuşmazlıkla karşılaştığınızda veya karşılaşmadan önce atılacak adımların sırası, sonucu doğrudan etkiler. Aşağıdaki tabloda genel bir yol haritası sunuyorum; somut olayın özelliklerine göre bu sıralama değişebilir.
| Aşama | Yapılacak İşlem | Kritik Nokta |
|---|---|---|
| 1. Önleyici İnceleme | Sözleşme ve şirket evraklarının hukuki denetimi | Riskler dava açılmadan tespit edilmeli |
| 2. Delil Toplama | Yazışma, fatura, sözleşme ve banka kayıtlarının düzenlenmesi | Hukuka aykırı elde edilen deliller hükme esas alınamaz |
| 3. İhtarname | Karşı tarafa noter aracılığıyla resmi bildirim | Temerrüt tarihinin netleştirilmesi açısından önemli |
| 4. Zorunlu Arabuluculuk | Parasal alacak ve tazminat taleplerinde başvuru | Dava şartı; atlanırsa dava usulden reddedilir |
| 5. Dava Süreci | Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açılması | Teknik ve sıkı şekil şartlarına tabi yargılama |
Bolak Hukuk Bürosu olarak şirketlere sunduğumuz hizmetin temelinde, sorun büyümeden önce hukuki riski görmek yatıyor. Çünkü ticaret hukukunda önleyici hukuk hizmeti, çoğu zaman telafi edici hukuk hizmetinden çok daha düşük maliyetlidir ve şirketin itibarını da koruma altına alır.
Hayır. Avukatlık Kanunu’nun 35/3. maddesi yalnızca belirli sermaye eşiğini aşan anonim şirketler ile üye sayısı 100’ü aşan yapı kooperatiflerine avukat bulundurma zorunluluğu getirmiştir. Limited şirketler için bu bir kanuni yükümlülük değil, sözleşme riskleri ve uyuşmazlıkların önlenmesi açısından stratejik bir tercihtir.
Konusu bir miktar paranın ödenmesi olan ticari alacak ve tazminat taleplerinde, dava açmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurmanız gerekir. Bu adım atlanırsa açılan dava, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilebilir.
Genel kural olarak, taraflar arasında tacir sıfatı bulunan ilişkilerde, açıkça talep edilmesi halinde Merkez Bankası’nın kısa vadeli avans kredilerine uyguladığı oranda (avans faizi) temerrüt faizine hükmedilebilir. Sözleşmede farklı bir faiz oranı belirlenmişse, hâkimin takdir yetkisi dahilinde öncelik sözleşme hükmüne verilir.
Kural olarak şirket borçlarından şirket tüzel kişiliği sorumludur. Ancak TTK m.553 kapsamında, yönetim kurulu üyelerinin kanuna veya esas sözleşmeye aykırı, kusurlu işlemlerinden doğan zararlarda şahsi sorumluluk doğabilir. Bu nedenle yönetim kurulu kararlarının hukuki danışmanlıkla alınması önem taşır.