Kentsel Dönüşümde Riskli Alan Ne Anlama Gelir?

Deneyimimizle yanınızdayız, haklarınızı en iyi şekilde koruyoruz.

Ayça Bolak
Avukat

Avukatlık Hizmetlerimizi karşılıklı güven, gizlilik ve şeffaflık ilkelerine uygun şekilde yürütmekteyiz.

Bize Ulaşın
Size nasıl yardımcı olabiliriz?

Türkiye, sismik gerçekliği itibarıyla bir deprem ülkesidir ve özellikle 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinin ardından “riskli alan” ve “riskli yapı” kavramları, sadece teknik terimler olmaktan çıkıp milyonlarca vatandaşın mülkiyet hakkını doğrudan etkileyen hukuki kategoriler hâline gelmiştir. 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 2. maddesinde tanımlandığı üzere riskli alan; zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan, Bakanlık veya idare tarafından Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın görüşü alınarak Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenen alandır. Uygulamada karşılaştığımız en büyük kavram karmaşası tam da burada başlamaktadır: Riskli alan ile riskli yapı aynı şey değildir.

Kentsel Dönüşümde Riskli Alan

Riskli yapı, tek bir binanın teknik olarak ekonomik ömrünü tamamlamış veya yıkılma/ağır hasar görme riski taşıdığının lisanslı kuruluşlarca tespit edilmesidir. Riskli alan ise çok daha geniş bir kavramdır; bir mahalleyi, bir sokağı hatta bazen tüm bir ilçeyi kapsayabilir ve bireysel bina sağlamlığından bağımsız olarak, zemin etüdü ve bütüncül şehircilik kriterleriyle ilan edilir. İstanbul Fikirtepe, Esenler, Bayrampaşa veya İzmir Bayraklı gibi bölgelerdeki dönüşüm süreçleri büyük ölçüde “riskli alan” ilanına dayanmakta; bu da binanız fiziksel olarak sağlam olsa dahi sürecin içine çekilebileceğiniz anlamına gelmektedir.

Müvekkillerimizden en sık duyduğumuz cümle şudur: “Avukat Hanım, benim binam sapasağlam, neden yıkılsın?” İşte tam bu noktada okuyucunun anlaması gereken kritik husus; riskli alan ilanı yapıldığında, alan içindeki yapıların ayrı ayrı risk tespitine tabi tutulmasına gerek kalmaksızın bütüncül bir dönüşüm planı devreye girer. Hukukun bu noktadaki dengesi, kamu yararı ile bireysel mülkiyet hakkı arasında kurulur ve Anayasa Mahkemesi de bu dengeyi defalarca denetlemiş, 6306 sayılı Kanun’un büyük bölümünü Anayasa’ya uygun bulmuştur.

Riskli Yapı Tespiti Nasıl Yapılır ve Hangi Hak Düşürücü Süreler Geçerlidir?

Bir binanın riskli yapı olarak tescil edilmesi süreci, kat maliklerinden herhangi birinin ya da kanuni temsilcisinin başvurusuyla başlar. Bu başvuru için tüm maliklerin muvafakatine gerek yoktur; bir tek malikin tapu senedi ve kimliği ile Bakanlıkça lisanslandırılmış kuruluşlara başvurması yeterlidir. Lisanslı kuruluş, binanın taşıyıcı sistemini inceleyerek karot örnekleri alır, statik hesaplamaları yapar ve raporunu hazırlar. Bu rapor ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı il müdürlüğüne gönderilir; müdürlük raporu inceler ve uygun bulursa tapu kütüğünün beyanlar hanesine “riskli yapıdır” şerhi düşülür.

İşte hukuki kavganın asıl başladığı yer burasıdır. Tapuya şerh konulduktan sonra durum, ayni hak sahiplerine (malik, ipotek alacaklısı vb.) tebliğ edilir ve tebliğden itibaren 15 günlük hak düşürücü süre başlar. Bu 15 gün içinde tespite itiraz edilmezse rapor kesinleşir ve geri dönüşü olmayan bir sürece girilmiş olur. İtiraz, ilgili il müdürlüğüne dilekçeyle yapılır ve dilekçe, akademisyenlerden oluşan teknik heyete havale edilerek değerlendirilir. Burada kat maliklerinin düşmemesi gereken en büyük tuzak şudur: Tebligatı aldıkları halde “nasıl olsa binam sağlam, mahkeme bunu görür” diyerek 15 günlük süreyi kaçırmak. Süre kaçırıldığında, idari aşamada itiraz hakkı yok olur; geriye sadece idare mahkemesinde iptal davası açma yolu kalır ki bu da çok daha çetrefilli bir süreçtir.

Yıkım sürecine gelince; rapor kesinleştikten sonra maliklere bina için en az 60 gün süre verilerek tahliye ve yıkım için tebligat yapılır. Bu süre içinde yıkım gerçekleşmezse, idare yıkım yapmak üzere ek 30 günlük bir süre tanır. Tüm bu sürelere rağmen yıkım gerçekleştirilmezse, idare mülki amir kararıyla binayı resen tahliye ve yıkma yetkisine sahiptir. Yani “ben çıkmıyorum, evimde otururum” demek, gerçekçi bir hukuki strateji değildir; sadece zaman kazandırır ve genellikle malik aleyhine sonuçlar doğurur.

AşamaSüre / ÇoğunlukYetkili MerciSonuç
Riskli Yapı Tespitine İtirazTebliğden itibaren 15 günİl Müdürlüğü Teknik HeyetiRapor kesinleşir veya iptal edilir
Tahliye ve Yıkım TebligatıEn az 60 günÇevre ve Şehircilik İl MüdürlüğüTahliye zorunluluğu doğar
Ek Yıkım Süresi30 günİl MüdürlüğüResen yıkım yetkisi devreye girer
İdare Mahkemesinde İptal Davasıİtirazın reddinden 60 günİdare MahkemesiYürütmeyi durdurma talep edilebilir
Resen YıkımSüresiz (idare kararıyla)Mülki İdare AmiriBina kolluk gücüyle yıkılır

%50+1 Salt Çoğunluk Kuralı: Toplumdaki En Büyük Yanılgıyı Yıkıyoruz

Toplumda öyle yerleşmiş bir kanı var ki; “Bir kişi bile itiraz etse bina yıkılmaz, müteahhitle anlaşılmaz.” Bu, hukuken kesinlikle yanlıştır ve bu yanılgıya inanan kat malikleri her geçen yıl daha fazla hak kaybına uğramaktadır. 6306 sayılı Kanun’un 6. maddesinde 2023 yılında yapılan değişiklikle birlikte, riskli yapı tespit edilen binalarda yeniden inşaat, güçlendirme veya satış kararı için aranan çoğunluk oranı, eski “üçte iki” oranından salt çoğunluğa (%50+1) indirilmiştir. Yani arsa payları toplamının yarısından bir fazlasına sahip maliklerin alacağı karar, tüm malikleri bağlar.

Bu salt çoğunluk kuralı, kentsel dönüşümün önündeki en büyük engel olan “azınlık vetosu” sorununu çözmek için getirilmiştir. Eskiden bir veya iki direnen malik, 30 daireli bir binanın dönüşümünü yıllarca bloke edebiliyordu; şimdi ise %50+1 ile alınan karara katılmayan maliklerin bağımsız bölümleri, Bakanlıkça açık artırma yoluyla satılır. Açık artırma süreci, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından yürütülür; satış bedeli, karara katılmayan malike ödenir ve bu kişi dönüşüm sürecinin dışında kalır. Uygulamada karşılaştığımız trajik tablolardan biri şudur: Karara katılmayan malik, dairesinin gerçek değerinin altında bir bedelle açık artırmada satıldığını gördükten sonra dava açıyor; ancak çoğu durumda bu hak kaybı geri dönülemez nitelikte oluyor.

Stratejik tavsiyem net: Eğer projeye itirazınız varsa, “ben oy vermem, kararı bloke ederim” stratejisi artık çalışmıyor. Bunun yerine, karara katılma ancak şartları müzakere etme, sözleşme detaylarını avukat marifetiyle değiştirme ve gerekirse müteahhitle bireysel ek protokoller imzalama yolu çok daha akılcıdır. Karar toplantısına katılmamak ya da olumsuz oy kullanmak, sizi sürecin dışına itmez; sadece pazarlık masasındaki gücünüzü zayıflatır ve dairenizin açık artırma riskini büyütür.

Karar TürüGerekli ÇoğunlukHukuki DayanakAzınlığın Akıbeti
Riskli Yapı Başvurusu1 malik yeterli6306 SK m.3Tek malik tüm süreci başlatabilir
Yıkım Sonrası Yeniden İnşaat / Müteahhit SeçimiArsa payının %50+1’i6306 SK m.6/1Katılmayanın hissesi açık artırmaya çıkar
Güçlendirme KararıArsa payının %50+1’i6306 SK m.6/1Katılmayanın hissesi açık artırmaya çıkar
Ortak Alan Kullanımı (KMK)Sayı ve arsa payı çoğunluğu634 SK m.42 vd.İtiraz halinde sulh hukuk yolu

Kentsel Dönüşümde Karara İtiraz Eden Malikin Evine Ne Olur? Açık Artırma Gerçeği

Salt çoğunlukla alınan karara katılmayan veya toplantıya iştirak etmeyen maliklerin bağımsız bölümleri için işleyen süreç, hukuken oldukça nettir ancak duygusal olarak son derece sancılıdır. Karar tutanağı ve müteahhitle imzalanmış sözleşme örnekleri Bakanlığa sunulduktan sonra, karara katılmayan maliklere noter aracılığıyla 15 gün süreli bir tebligat çıkarılır; bu süre içinde maliklerin karara katılması veya kendi dairelerini çoğunluğun belirlediği şartlarla devretmesi istenir. Süre geçtikten sonra Bakanlık il müdürlüğü, açık artırma sürecini başlatır.

Açık artırma SPK lisanslı bir gayrimenkul değerleme uzmanı tarafından belirlenen rayiç değer üzerinden başlar. İlk açık artırmada teklif gelmezse, ikinci açık artırmada bedel düşürülerek satışa devam edilebilir; nihayetinde teklif gelmezse, arsa payı diğer maliklere veya müteahhide aynı bedelle devredilir. İşte burada müvekkillerime sürekli vurguladığım stratejik nokta devreye girer: Açık artırma değeri çoğu zaman piyasa rayicinin altında çıkar çünkü değerleme, dönüşüm projesinin getireceği yeni değeri değil mevcut riskli yapı üzerindeki arsa payını esas alır. Yani direnerek değil, müzakere ederek kazanırsınız.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatları uyarınca, açık artırma sürecinde usul hatası, bildirim eksikliği veya değerleme hatası bulunması halinde idari işlemin iptali için idare mahkemesine başvurmak mümkündür ve bu davalarda yürütmeyi durdurma talep etmek hayati önem taşır. Yürütmeyi durdurma kararı alınmadan açık artırmanın gerçekleşmesi halinde, dairenin iyi niyetli üçüncü kişiye satışı durumunda geri alma şansı neredeyse imkânsız hale gelir; geriye yalnızca tazminat davası kalır ki bu da çoğunlukla aradaki değer farkını tam karşılamaz.

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi: Müteahhitle Masaya Otururken Hayati Maddeler

Kentsel dönüşümün omurgasını oluşturan hukuki belge, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesidir. Bu sözleşme, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabi karma nitelikte bir sözleşme olup hem eser sözleşmesi (TBK m.470 vd.) hem de taşınmaz satış vaadi unsurlarını bünyesinde barındırır. Geçerli olabilmesi için noterde düzenleme şeklinde yapılması zorunludur; harici düzenlenen veya adi yazılı şekilde imzalanan sözleşmeler hukuken yok hükmündedir. Müvekkillerimizden bazıları “müteahhide güvendik, el sıkıştık” diyerek yıllarını harcadıkları arsalarını kaybetme noktasına gelmektedir.

Sözleşmede mutlaka bulunması gereken maddeler şunlardır: Paylaşım oranı (kat maliki/müteahhit), teslim süresi, gecikme cezası (gün başına kira veya götürü tazminat), inşaat kalitesi (TS standartları, marka belirtmek tercih edilir), iskân alınma süresi, teminat (banka teminat mektubu veya ipotek), sözleşmenin feshi halinde tapuların geri alınması, %50+1 dışındaki maliklerle ilgili düzenleme ve son olarak uyuşmazlıkların çözüm yeri. Burada en sık atlanan ve en pahalıya patlayan hata; tapuların inşaat başlamadan tamamen müteahhide devredilmesidir. Mutlaka kademeli tapu devri (inşaat seviyesine bağlı) öngörülmeli, kalan tapular için ipotek tesis edilmelidir.

Adliye koridorlarının tozunu yutmuş bir avukat olarak söyleyebilirim ki; en zorlu davalar, sözleşme hükümlerinin müphem kaldığı, “anlaşırız nasıl olsa” denilerek boşluk bırakılan sözleşmelerden çıkmaktadır. Müteahhit ekonomik darboğaza girdiğinde, vergi borcu nedeniyle tapular haczedildiğinde veya inşaatı başka firmaya devretmek istediğinde, sözleşmedeki her bir virgül hayati önem kazanır. Bu nedenle, sözleşmeyi avukatsız imzalamak; uçağı pilotsuz uçurmaya kalkmak gibidir.

Müteahhit İnşaatı Yarım Bırakırsa Sözleşme Nasıl Feshedilir?

Şantiyenin durduğu, vincin paslandığı, müteahhidin telefonlarınıza çıkmadığı o an, kat maliklerinin en korktuğu kâbustur. Türk Borçlar Kanunu’nun 473. maddesi uyarınca, müteahhidin işi sözleşmede belirlenen sürede teslim etmeyeceği açıkça anlaşılır veya kararlaştırılan süre içinde teslim edilmezse, iş sahibi (kat malikleri) sözleşmeyi feshedebilir. Ancak fesih, “ben bıktım, sözleşmeyi bozdum” demekle olmaz; usul ve esasa ilişkin kurallara titizlikle uyulmalıdır.

İlk yapılacak işlem, noter aracılığıyla müteahhide ihtarname göndererek makul bir süre (genellikle 30-60 gün) vererek inşaatın kaldığı yerden devam etmesini istemektir. Bu süre içinde müteahhit edimini yerine getirmezse, sözleşme aynen ifa, ifa ile birlikte gecikme tazminatı, dönmeden doğan müspet zararın tazmini veya sözleşmenin geriye etkili feshi seçeneklerinden biri tercih edilerek dava açılır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihadına göre, inşaatın seviyesi (yüzde olarak) ne kadar yüksekse, geriye etkili fesih yerine ileriye etkili fesih (tasfiye) tercih edilir; çünkü tüm yapılanları sıfırlamak hem ekonomik hem hukuken sakıncalı olabilir.

Burada kritik bir uyarı: Tapular müteahhide devredilmişse ve müteahhit bu tapuları üçüncü kişilere satmışsa, iyi niyetli üçüncü kişilerin kazanımı korunur ve siz sadece müteahhide karşı tazminat talep edebilirsiniz. Bu yüzden sözleşmede mutlaka tapu üzerinde inşaat lehine ipotek veya temlik yasağı şerhi bulunmalı; müteahhidin ekonomik durumunu sözleşme süresince düzenli olarak takip etmelisiniz. Müteahhitlerin alacaklılarından kaçırma amaçlı muvazaalı satışları, son yıllarda Yargıtay’ın özellikle dikkatle incelediği bir konudur ve TBK m.19 (muvazaa) ile İİK m.277 vd. (tasarrufun iptali) hükümleri uyarınca bu satışların iptali mümkündür.

Müteahhit İhlaliKat Malikinin HakkıHukuki DayanakÖnerilen Strateji
Teslim süresinde gecikmeGecikme tazminatı (kira kaybı)TBK m.118, sözleşme hükümleriİhtar + tazminat davası
İnşaatın yarım bırakılmasıSözleşmenin feshi + tazminatTBK m.125, 473Süreli ihtar sonrası fesih davası
Ayıplı/kalitesiz imalatBedelden indirim, onarım, fesihTBK m.474 vd.Tespit davası + ayıp ihbarı
İskân alınamamasıAynen ifa + tazminatSözleşme + TBK m.112İskân alınana kadar ödeme bloke
Tapuların 3. kişiye devri (muvazaalı)Tasarrufun iptali davasıİİK m.277 vd., TBK m.19İhtiyati tedbir + iptal davası

Kira Yardımı, Taşınma Yardımı ve Faizli Kredi Destekleri: Bakanlığın Sunduğu Haklar

Kentsel dönüşüm sürecinde sıklıkla göz ardı edilen, ancak hak sahiplerinin mali yükünü ciddi ölçüde hafifletebilecek devlet destekleri bulunmaktadır. 6306 sayılı Kanun’un 5. maddesi ve uygulama yönetmeliği uyarınca, riskli yapı maliklerine ve kiracılarına; tahliye sonrası kira yardımı, taşınma yardımı, faiz destekli kredi imkânı ve hak sahipliği başvurularıyla yeni konut tahsisi gibi haklar tanınmaktadır. Bu destekler bölgeden bölgeye değişmekle birlikte, başvurusu yapılmadığı takdirde otomatik olarak verilmemekte; bu da uygulamada büyük hak kayıplarına yol açmaktadır.

Kira yardımı, dönüşüm sürecinde evinden tahliye olan maliklere ve kiracılara, inşaat süresince genellikle 18 ay olmak üzere aylık olarak ödenmektedir. Başvuru, riskli yapı tespit kararı kesinleştikten ve tahliye gerçekleştikten sonra Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne yapılır; tapu, kimlik, kira sözleşmesi (kiracılar için) ve banka hesap bilgileriyle birlikte sunulan dilekçe işleme alınır. Önemli bir detay: Kira yardımı başvurusu için tahliye tarihinden itibaren makul süre içinde başvurulmazı zorunludur; geç başvurular reddedilmekte ve hak kaybı oluşmaktadır.

Faiz destekli kredi konusunda ise bankalarla Bakanlık arasındaki protokoller çerçevesinde, hak sahiplerine konut, işyeri veya güçlendirme amaçlı düşük faizli kredi imkânı sağlanmaktadır. Müteahhitle anlaşma yapamayan veya kendi binasını güçlendirmek isteyen maliklerin başvurabileceği bu kredi, son dönemde özellikle deprem bölgesinde yoğun şekilde kullanılmaktadır. Stratejik olarak; sözleşme aşamasında müteahhitten kira yardımını üstlenmesi de talep edilebilir, ancak bu durumda bile Bakanlık’tan ayrıca yardım alma hakkınız doğabilir; her iki kaynağın da kümülatif olarak değerlendirilmesi mümkündür.

İdare Mahkemesinde Yürütmeyi Durdurma ve İptal Davası: Son Çare mi, Stratejik Hamle mi?

Riskli yapı tespitine, riskli alan ilanına veya açık artırma kararına karşı idari aşamadaki itirazlar reddedildiğinde, geriye idare mahkemesinde iptal davası açma yolu kalır. Bu dava, idari işlemin tebliğinden itibaren 60 gün içinde açılmalı ve mutlaka yürütmeyi durdurma talebiyle birlikte sunulmalıdır. Çünkü hukukun teorisi ile pratiği arasındaki en büyük uçurum, idare mahkemesi davalarında ortaya çıkar: Davanız beş yıl sürer, lehinize sonuçlansa bile binanız çoktan yıkılmış, daireniz açık artırmayla satılmış, müteahhit projeyi tamamlamış olabilir.

Yürütmeyi durdurma kararı, idari işlemin hukuka aykırı olduğu ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğacağı hallerde verilir. İdare mahkemeleri bu kararı verirken çok titiz davranır; çünkü kentsel dönüşüm projelerinin durdurulmasının kamu yararına ve diğer kat maliklerine vereceği zarar da denkleme dahil edilir. Bu nedenle yürütmeyi durdurma talebinizin gerekçesi, somut, teknik ve güçlü olmalı; bilirkişi raporu, alternatif teknik rapor, hak ihlalinin somut delilleri dilekçeye eklenmelidir. İstanbul ve İzmir gibi büyükşehirlerdeki idare mahkemelerinde, kentsel dönüşüm davaları için adeta bir içtihat birikimi oluşmuştur ve avukatınızın bu yerel mahkeme pratiğine hâkim olması davanızın kaderini belirler.

Müvekkillerime şunu hep söylerim: İdare mahkemesi davası, en son başvurulacak silah olmalıdır ama gerektiğinde tereddütsüz çekilmelidir. Çünkü idari süreçlerde gözden kaçırılan tek bir usul hatası, koca bir kentsel dönüşüm projesini durduracak güce sahiptir. Tebligat usulsüzlüğü, teknik heyet kararlarındaki gerekçe eksikliği, açık artırmadaki değerleme hataları, riskli alan ilanındaki kamu yararı tartışması; bunların her biri ayrı bir dava sebebidir ve doğru zamanlamayla yapılan başvurular, müvekkilin masaya yeniden oturmasını sağlayabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Binam sağlam olsa bile riskli alan ilan edilen bölgede yıkılmak zorunda mıyım?

Maalesef cevap büyük ölçüde evet. Riskli alan ilanı bütüncül bir planlama kararıdır ve binanızın bireysel sağlamlığından bağımsız olarak alan içindeki tüm yapılar dönüşüm sürecine dahil edilebilir. Ancak alan ilanına karşı 60 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açma hakkınız mevcuttur. Pratikte gördüğümüz, sağlam binaların proje bütünlüğü gerekçesiyle yıkımdan kurtulamadığıdır; bu nedenle direnmek yerine süreci lehinize çevirmek üzere müzakereye odaklanmak daha akılcıdır.

2. Müteahhit teslim süresini kaçırırsa otomatik olarak ceza ödemek zorunda mı?

Hayır, otomatik bir ödeme yükümlülüğü doğmaz; ancak sözleşmede gecikme cezası (genellikle aylık kira veya götürü tazminat) öngörülmüşse, gecikme tarihinden itibaren bu tazminat talep edilebilir hâle gelir. Önce noter ihtarı çekilmeli, makul süre verilmeli ve süre sonunda hâlâ teslim yapılmamışsa hem gecikme tazminatı hem de sözleşmenin feshi davası birlikte açılabilir. TBK m.118 ve sözleşmedeki hükümler birlikte değerlendirilir.

3. Karara katılmazsam dairemi çok düşük bedele kaybetme riskim ne kadar gerçek?

Maalesef bu risk son derece gerçektir. Açık artırma değeri, projenin getireceği yeni değer üzerinden değil, mevcut riskli yapı arsa payı üzerinden hesaplandığı için piyasa rayicinin önemli ölçüde altında kalabilir. Üstelik karara katılmadığınızda müzakere masasından dışlanmış olursunuz. En akılcı strateji; karara katılıp şartları sözleşme üzerinden müzakere etmek, gerekirse bireysel ek protokoller imzalamaktır.

4. Müteahhide tapuları ne zaman ve nasıl devretmeliyim?

Tapuların inşaat başlamadan tamamen müteahhide devredilmesi, hukuki açıdan en sakıncalı uygulamadır ve şiddetle önerilmez. İdeal model; inşaat seviyelerine bağlı kademeli tapu devri (kaba inşaat %30 tamamlanınca %30’u, çatı seviyesinde %30 daha, iskân alındığında kalanı gibi) ve kalan tapular üzerinde müteahhit lehine ipotek tesis edilmesidir. Tüm tapuları peşin devretmek, müteahhidin iflası veya muvazaalı satışı halinde dairenizi tamamen kaybetmenize neden olabilir.

5. Kira yardımı başvurusunu ne zaman yapmalıyım ve ne kadar süre alabilirim?

Kira yardımı başvurusu, tahliye gerçekleştikten hemen sonra Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne yapılmalıdır; genellikle 18 ay süreyle aylık olarak ödenmektedir. Tutar, bölgenin rayiç kirasına ve Bakanlık tarafından belirlenen üst sınıra göre değişir. Geç başvurular hak kaybına yol açtığından, tahliye tebligatını aldığınız anda bu sürecin de planlamasını yapmanız gerekir. Müteahhit sözleşmesinde ayrıca kira yardımı varsa, Bakanlık yardımı ile birlikte talep edilmesi çoğu durumda mümkündür.

İşbu makale, Avukat Ayça Bolak tarafından bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup somut uyuşmazlıklarda mutlaka bireysel hukuki danışmanlık alınması tavsiye edilir. Her dosyanın kendine özgü dinamikleri, başarıya götüren stratejinin sözleşme metninin satır aralarında saklı olduğunu bize defalarca göstermiştir.

Scroll
Bize Ulaşın