
Avukatlık Hizmetlerimizi karşılıklı güven, gizlilik ve şeffaflık ilkelerine uygun şekilde yürütmekteyiz.
Boşanma, yalnızca bir evliliğin hukuken sona ermesi değildir. Velayet, nafaka, tazminat ve mal rejimi başlıklarının aynı anda yeniden düzenlendiği; bir kararın on yıl sonrasını dahi etkileyebildiği çok katmanlı bir süreçtir.

Bu nedenle Üsküdar boşanma avukatı arayışına giren kişilerin ilk sorması gereken soru “dava ne kadar sürer” değil, “hangi hukuki yolun benim somut olayıma uygun olduğu” sorusudur. Zira yanlış seçilen dava türü, telafisi güç hak kayıplarına yol açabilir.
Bolak Hukuk Bürosu olarak Üsküdar ve çevresinde yürüttüğümüz dosyalarda edindiğimiz deneyim şunu göstermektedir: Dava dilekçesinin hazırlandığı ilk aşamada belirlenen kusur ve delil stratejisi, çoğu zaman kararın kendisinden daha belirleyicidir.
Bu makalede 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ve uygulamadan varsayımsal örneklerle boşanma sürecinin tüm aşamalarını ele alacağız.
Anlaşmalı boşanma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Kanun koyucu, tarafların iradeleri örtüştüğünde sürecin hızlanmasına imkân tanımıştır. Ancak bu hızlılık, denetimsizlik anlamına gelmez.
Bir anlaşmalı boşanma avukatı ile çalışmanın temel faydası, protokolün hâkim denetiminden geçebilecek nitelikte hazırlanmasıdır. Uygulamada anlaşmalı boşanma taleplerinin reddedilme sebeplerinin başında, protokoldeki eksik veya çelişkili düzenlemeler gelmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, tarafların duruşmada bizzat hazır bulunmaması veya vekil aracılığıyla beyanda bulunulması anlaşmalı boşanma için yeterli değildir. Bu kural, iradenin baskı altında oluşmadığını güvence altına almayı amaçlar.
Anlaşmalı boşanma protokolü, ileride icra takibine veya yeni bir davaya konu olabilecek bir sözleşmedir. Bu nedenle her cümlesi, uygulanabilirlik gözetilerek kaleme alınmalıdır.
Avukat Ayça Bolak olarak uygulamada gözlemlediğimiz üzere, tek celsede sonuçlanan bir anlaşmalı boşanmanın ardından açılan mal rejimi davaları, protokolün eksik hazırlanmasından kaynaklanmaktadır.
Taraflar boşanmanın kendisinde veya sonuçlarında anlaşamıyorsa, çekişmeli boşanma davası gündeme gelir. Bu davada belirleyici olan tek şey vardır: ispat. Haklı olmak ile haklılığını hukuka uygun delillerle ortaya koymak farklı kavramlardır.
Deneyimli bir çekişmeli boşanma avukatı, dosyayı yalnızca dilekçe düzeyinde değil; tanık listesi, müzekkere talepleri ve bilirkişi incelemeleri düzeyinde de kurgular. Kusur oranı, hem tazminat hem de nafaka taleplerinin kaderini doğrudan etkiler.
Boşanma sebepleri, özel ve genel sebepler olmak üzere ikiye ayrılır. Özel sebeplerde ayrıca evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ispat yükü bulunmaz; sebebin varlığı yeterlidir.
Bir hususu özellikle vurgulamak gerekir: TMK m. 161/3 ve m. 162/3 uyarınca, eşini affeden tarafın dava hakkı düşer. Yargıtay içtihatlarında da, olayları hoşgörüyle karşılayarak evlilik birliğini sürdüren eşin sonradan aynı vakıalara dayanamayacağı kabul edilmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189. maddesinin ikinci fıkrası, hukuka aykırı elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını açıkça düzenlemiştir. Bu kural, çekişmeli boşanma davalarında sıklıkla ihmal edilmektedir.
Eşin telefonuna casus yazılım yüklemek, konuşmalarını gizlice kaydetmek veya kişisel verilerini izinsiz ele geçirmek yalnızca delilin reddine yol açmaz; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 132 ila 134. maddeleri kapsamında ayrı bir ceza soruşturmasının konusu hâline gelebilir.
Buna karşılık Yargıtay, tarafların ortak yaşam alanında bulunan ve bir daha ele geçirilme imkânı olmayan delillerin korunmasına yönelik bazı hâllerde daha esnek bir yaklaşım benimsemiştir. Ancak bu istisna dar yorumlanmakta olup, her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerekir.
| Delil Türü | İspat Gücü | Dikkat Edilmesi Gereken Husus |
|---|---|---|
| Tanık Beyanı | Yüksek | Olayı bizzat gören kişi olmalı; duyuma dayalı beyan zayıftır |
| Sosyal Medya Paylaşımı | Orta – Yüksek | Noter e-tespiti ile sabitlenmesi ispat değerini artırır |
| Adli Rapor (Darp) | Çok Yüksek | Olay günü alınması ve kolluk kaydıyla desteklenmesi önemlidir |
| Banka ve Tapu Kayıtları | Çok Yüksek | Mahkeme müzekkeresiyle celbi hukuka uygunluğu güvence altına alır |
| Gizli Ses/Görüntü Kaydı | Tartışmalı | Hukuka aykırılık iddiasıyla reddedilme ve ceza riski taşır |
Boşanma davasında hâkimin belirlediği kusur oranı, mali sonuçların tamamını şekillendirir. Bu nedenle kusur, davanın matematiği olarak nitelendirilebilir.
TMK m. 174/1 uyarınca, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. İkinci fıkra ise kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf lehine manevi tazminat imkânı tanır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 2. Hukuk Dairesi’nin istikrar kazanmış uygulamasına göre, eşit kusurlu eş lehine maddi veya manevi tazminata hükmedilemez. Bu ilke, tazminat taleplerinin reddedilme sebeplerinin başında gelmektedir.
Tazminat miktarı, TMK m. 4 kapsamında hâkimin takdir yetkisi dahilinde belirlenir. Tarafların ekonomik ve sosyal durumu, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi birlikte değerlendirilir.
Yargıtay’ın yerleşik kabulüne göre yoksulluk nafakasında “yoksulluk” kavramı, asgari yaşam koşullarını kendi geliriyle sağlayamama olarak yorumlanmaktadır. Sürekli ve düzenli bir gelirin varlığı, genel kural olarak bu talebin reddine gerekçe oluşturabilmektedir.
Velayet düzenlemesinde tek ölçüt, ebeveynlerin talepleri değil; çocuğun üstün yararıdır. Bu ilke, TMK m. 182 ve m. 336 ile Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesinden kaynaklanır.
Yargıtay uygulamasında, idrak çağındaki çocuğun mahkemece ya da uzman eşliğinde dinlenmesi zorunlu görülmektedir. Çocuğun beyanı tek başına bağlayıcı olmasa da, pedagog raporuyla birlikte değerlendirilerek karara esas alınır.
Ortak velayet konusunda ise önemli bir dönüşüm yaşanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017 yılında verdiği ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek 7 Numaralı Protokol’ün 5. maddesine dayanan kararıyla, ortak velayetin Türk kamu düzenine aykırı olmadığı kabul edilmiştir.
Bununla birlikte ortak velayet, otomatik bir sonuç değildir. Ebeveynler arasında yüksek düzeyde iletişim ve iş birliği bulunmadığı hâllerde mahkemeler, çocuğun istikrarı gerekçesiyle bu talebi reddedebilmektedir.
1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Kanun ile yasal mal rejimi, edinilmiş mallara katılma rejimi olarak belirlenmiştir (TMK m. 202). Bu tarihten önceki dönem için ise mal ayrılığı rejimi ve katkı payı alacağı hükümleri geçerlidir.
Uygulamada en sık yapılan yanılgı, “evlilikte alınan her şey yarı yarıya bölünür” düşüncesidir. Oysa TMK m. 220 kapsamındaki kişisel mallar tasfiye dışında tutulur.
| Varlık Türü | Hukuki Nitelik | İstisna veya Açıklama |
|---|---|---|
| Evlilik içinde elde edilen maaş ve gelirler | Edinilmiş mal | Kural olarak katılma alacağına konu olur |
| Miras veya bağış yoluyla edinilen mallar | Kişisel mal (TMK m. 220) | Bu malların geliri edinilmiş mal sayılır |
| Evlilik öncesi edinilen taşınmaz | Kişisel mal | Evlilik içinde ödenen krediler için değer artış payı doğabilir |
| Ziynet eşyaları | Kural olarak kadına aittir | Aksine yerel örf veya anlaşma varsa değerlendirme değişebilir |
| Kişisel kullanım eşyaları | Kişisel mal | Nitelik itibarıyla tasfiye dışıdır |
Yargıtay’ın ziynet eşyalarına ilişkin yerleşik görüşü, düğünde takılan takıların kime takıldığına bakılmaksızın kadına ait sayılması yönündedir. Erkeğe özgü nitelikteki ziynetler ise bu kabulün dışında tutulmaktadır.
Mal rejimi davalarında malların üçüncü kişilere devrini engellemek amacıyla ihtiyati tedbir talebinde bulunulması, alacağın tahsil kabiliyeti açısından kritik önemdedir. Tasfiye talepleri, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren işleyen on yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
Görevli mahkeme, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun uyarınca Aile Mahkemesidir. Yetki bakımından ise TMK m. 168 belirleyicidir.
Bu maddeye göre yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Üsküdar ilçesinde ikamet eden veya son altı ayını burada geçirmiş eşler bakımından dava, İstanbul Anadolu Adliyesi bünyesindeki Aile Mahkemelerinde görülür.
Yetki kuralı kesin nitelikte olmadığından, süresi içinde yetki itirazında bulunulmaması hâlinde dava açıldığı mahkemede görülmeye devam eder. Bu nedenle boşanma avukatı Üsküdar bölgesinde arayan kişilerin, dilekçe aşamasında yetki ve görev incelemesini titizlikle yapması gerekir.
Teorik bilgiyi somutlaştırmak amacıyla, isimsiz ve varsayımsal üç senaryoyu değerlendirelim.
Sekiz yıllık evliliğini anlaşmalı yolla sonlandırmak isteyen bir müvekkil, hazır bulduğu bir protokol örneğini imzalamak üzeredir. Metinde yalnızca “taraflar birbirlerinden nafaka talep etmemektedir” ifadesi yer almaktadır.
Ancak protokolde müşterek çocuk için iştirak nafakası düzenlenmemiştir. İştirak nafakası çocuğun hakkı olduğundan, anne veya babanın feragati sonuç doğurmaz. Bu durumda hâkim protokolü uygun bulmayabilir ya da boşanmanın ardından ayrı bir iştirak nafakası davasıyla karşılaşılabilir.
Eşinin sadakatsizliğinden şüphelenen bir kişi, telefonuna izleme yazılımı yükleyerek yazışmaları kaydeder. Elde ettiği kayıtları davaya delil olarak sunmayı planlamaktadır.
Bu durumda iki ayrı risk doğar: Deliller HMK m. 189/2 gereği hükme esas alınmayabilir ve ayrıca TCK m. 132 ve devamı kapsamında ceza sorumluluğu gündeme gelebilir. Bunun yerine tanık beyanı, ortak sosyal çevre kayıtları veya noter e-tespiti gibi hukuka uygun ispat araçlarına yönelmek daha isabetli bir stratejidir.
Çekişmeli bir dosyada davacı eş, ekonomik şiddet ve hakaret vakıalarına dayanmaktadır. Davalı eş ise karşı dava açarak güven sarsıcı davranışları ileri sürer.
Mahkeme her iki tarafı da kusurlu bulursa, eşit kusur ilkesi gereği tazminat talepleri reddedilebilir. Bu nedenle çekişmeli boşanma avukatı desteğiyle yürütülen dosyalarda, karşı tarafın kusurunu ispat kadar kendi müvekkilinize yöneltilen kusur iddialarını çürütmek de aynı derecede önem taşır.
| Aşama | Yapılacak İşlem | Tahmini Süre |
|---|---|---|
| Hukuki Danışma | Dava türünün ve kusur stratejisinin belirlenmesi | 1 – 5 gün |
| Delil Hazırlığı | Hukuka uygun delillerin toplanması ve tasnifi | 1 – 4 hafta |
| Dava Açılması | Dilekçe, tedbir ve nafaka taleplerinin sunulması | 1 gün |
| Dilekçeler Teatisi | Cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri | 2 – 3 ay |
| Tahkikat | Tanık dinlenmesi, müzekkereler, uzman incelemesi | 6 – 18 ay |
| Karar ve Kanun Yolu | İstinaf ve gerekirse temyiz incelemesi | 8 ay – 2 yıl |
Anlaşmalı boşanmalarda süreç genellikle tek celsede tamamlanır ve ortalama bir ilâ üç ay içinde sonuçlanır. Çekişmeli davalarda ise süre, delil durumuna ve mahkemenin iş yüküne göre önemli ölçüde değişebilmektedir.
Şiddet veya şiddet tehlikesi bulunan hâllerde 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun devreye girer. Bu kanun kapsamındaki tedbir kararları için delil sunma zorunluluğu aranmaz; beyan esas alınarak gecikmeksizin karar verilebilir.
Başvurular kolluk birimlerine, Cumhuriyet başsavcılığına veya doğrudan Aile Mahkemesine yapılabilir. Tedbir kararına aykırılık hâlinde zorlama hapsi uygulanabilmektedir.
Hukuki bilgi tek başına yeterli değildir; davanın yönetimi, usul ekonomisine uygun hamleler ve yerel yargı pratiğine hâkimiyet sonucu belirler. Üsküdar’ın bağlı bulunduğu İstanbul Anadolu Adliyesi’nde dosya takibi, tahkikat aşamasının doğru yürütülmesi bakımından ayrı bir tecrübe gerektirir.
Bolak Hukuk Bürosu olarak benimsediğimiz yaklaşım, müvekkilin yalnızca dava sonucunu değil; boşanma sonrası hayatını da gözeten bütüncül bir planlamadır. Nafakanın artırım koşulları, velayet düzenlemesinin uygulanabilirliği ve mal rejimi alacağının tahsil kabiliyeti bu planlamanın parçasıdır.
Belirsizlik, boşanma sürecindeki kaygının en büyük kaynağıdır. Her aşamada şeffaf bilgilendirme yapılması, müvekkilin süreci kontrol edebildiğini hissetmesini sağlar. Unutulmamalıdır ki her somut olay kendine özgüdür ve nihai değerlendirme, dosyanın tüm unsurları incelendikten sonra yapılabilir.
Anlaşmalı boşanma davaları genellikle tek celsede görülür ve ortalama 1 ilâ 3 ay içinde sonuçlanır. Çekişmeli boşanma davaları ise tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi ve kanun yolu aşamaları nedeniyle ortalama 1,5 ilâ 3 yıl sürebilmektedir. Süre, dosyanın delil durumuna ve mahkemenin iş yüküne göre değişir.
Genel kural olarak hayır. TMK m. 174 uyarınca tazminat talep edebilmek için kusursuz veya daha az kusurlu olmak gerekir. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında eşit kusurlu eş lehine maddi veya manevi tazminata hükmedilmemektedir. Ancak kusur oranının tespiti, somut olayın özelliklerine göre hâkimin takdir yetkisi dahilindedir.
Evet. Protokolde artış oranı belirlenmemişse ya da ekonomik koşullar önemli ölçüde değişmişse, TMK m. 176/4 kapsamında nafakanın artırılması talep edilebilir. İştirak nafakası çocuğun hakkı olduğundan, protokoldeki feragat beyanları bu talebi engellemez.
Avukatınız aracılığıyla mahkemeden taşınmazlar, araçlar ve banka hesapları üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep edebilirsiniz. Taşınmazlar bakımından tapu kaydına şerh düşülmesi, üçüncü kişilere devri fiilen engeller. Bu talebin dava dilekçesiyle birlikte sunulması, hak kaybı riskini azaltır.
Hukuken zorunlu değildir; taraflar davalarını bizzat takip edebilir. Ancak velayet, nafaka, tazminat ve mal rejimi taleplerinin usulüne uygun ileri sürülmemesi ya da hak düşürücü sürelerin kaçırılması telafisi güç sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle alanında deneyimli bir anlaşmalı boşanma avukatı veya çekişmeli boşanma avukatı ile çalışmak, uygulamada güçlü şekilde tavsiye edilmektedir.