
Avukatlık Hizmetlerimizi karşılıklı güven, gizlilik ve şeffaflık ilkelerine uygun şekilde yürütmekteyiz.
Bir yakınınızın vefatı, duygusal yükün yanı sıra çoğu zaman hukuki bir belirsizlik dönemini de beraberinde getirir. Tereke üzerindeki hakların tespiti, mirasçılar arasındaki paylaşım ve mirastan mal kaçırma iddiaları, teknik bilgi gerektiren uyuşmazlıklardır.

Üsküdar miras avukatı olarak hizmet veren Avukat Ayça Bolak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu çerçevesinde şekillenen miras uyuşmazlıklarında müvekkillerinin hak kaybına uğramaması için stratejik bir yol haritası belirler. Üsküdar, Kuzguncuk, Beylerbeyi ve Çengelköy hattındaki taşınmaz değerlerinin yüksekliği, bu bölgedeki miras davalarını hem ekonomik hem de hukuki açıdan daha hassas hale getirmektedir.
Bolak Hukuk Bürosu olarak bu makalede; yasal mirasçılık sıralamasından saklı pay hesabına, muris muvazaası davasından mirasın reddine kadar en sık karşılaşılan başlıkları, mevzuat ve yerleşik Yargıtay içtihatları ışığında ele alacağız.
Miras hukuku, tek bir dava türünden ibaret değildir. Somut olayın özelliklerine göre birbirinden farklı hukuki yollar gündeme gelir. Bir miras avukatı Üsküdar bölgesinde başlıca şu uyuşmazlıkları takip eder:
Bu davaların bir kısmı hak düşürücü süreye tabidir. Dolayısıyla sürecin başında doğru davanın seçilmesi, sonucu doğrudan etkileyen kritik bir tercihtir.
Türk Medeni Kanunu, mirasçılığı zümre (derece) sistemi üzerine kurmuştur. Bu sistemde önceki zümrede mirasçı bulunduğu sürece, sonraki zümre mirastan pay alamaz.
Sağ kalan eş, TMK m. 499 uyarınca hangi zümre ile birlikte mirasçı olduğuna göre değişen oranda pay alır ve hiçbir zümreye dahil olmaksızın her durumda mirasçıdır. Evlatlık ve altsoyu ise TMK m. 500 gereği kan hısımı gibi mirasçı olur.
| Birlikte Mirasçı Olduğu Zümre | Sağ Kalan Eşin Payı | Kalan Payın Durumu |
|---|---|---|
| Altsoy (çocuklar) ile birlikte | 1/4 | 3/4 altsoy arasında eşit paylaşılır |
| Ana-baba zümresi ile birlikte | 1/2 | 1/2 ana, baba ve altsoylarına |
| Büyük ana-büyük baba zümresi ile birlikte | 3/4 | 1/4 ilgili zümreye |
| Hiçbiri yoksa | Mirasın tamamı | — |
Önemli bir ayrım: Miras payı ile mal rejiminden doğan alacak birbirinden farklıdır. Sağ kalan eş, önce edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma alacağını talep eder; tereke bu alacak düşüldükten sonra kalan değer üzerinden paylaştırılır. Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, bu iki hakkın birbirine karıştırılmasıdır.
Miras bırakan, malvarlığı üzerinde sınırsız tasarrufta bulunamaz. Kanun, belirli mirasçılara dokunulamayacak bir asgari pay tanımıştır. Buna saklı pay (mahfuz hisse) denir.
2007 yılında 5650 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası kardeşlerin saklı payı kaldırılmıştır. Güncel düzenlemeye göre saklı pay sahipleri ve oranları şöyledir:
| Saklı Pay Sahibi | Saklı Pay Oranı (Yasal Miras Payının) | Kanuni Dayanak |
|---|---|---|
| Altsoy (çocuk, torun) | 1/2 | TMK m. 506/1 |
| Ana ve babadan her biri | 1/4 | TMK m. 506/2 |
| Sağ kalan eş (altsoy veya ana-baba zümresiyle birlikte ise) | Yasal miras payının tamamı | TMK m. 506/4 |
| Sağ kalan eş (diğer hallerde) | 3/4 | TMK m. 506/4 |
| Kardeşler | Saklı payı bulunmamaktadır | 5650 s. K. ile mülga |
Saklı paylar toplamı düşüldükten sonra kalan kısım, miras bırakanın tasarruf edilebilir bölümüdür (TMK m. 505). Miras bırakan bu bölümü dilediği kişiye vasiyet edebilir veya bağışlayabilir.
Uygulamada Üsküdar miras avukatı olarak en sık karşılaştığımız uyuşmazlık, miras bırakanın sağlığında bir taşınmazını mirasçılardan birine satış gibi göstererek devretmesidir. Görünürdeki işlem satış, gerçek irade ise bağıştır. Bu duruma muris muvazaası denir.
Bu konudaki temel dayanak, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıdır. Bu kararda özetle; miras bırakanın, saklı pay sahibi mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı ve gerçekte bağış niteliği taşıyan görünürdeki satış işlemlerinin geçersiz olduğu, mirasçıların bu işleme karşı tapu iptali ve tescil davası açabileceği benimsenmiştir. Kararın hukuki gerekçesi, tarafların gerçek iradesine değer veren muvazaa kuramı ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 19 hükmüne dayanır.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında hâkim, doğrudan “muvazaa vardır” sonucuna varmaz; bir dizi ölçütü birlikte değerlendirir:
Üsküdar’da yaşayan ve üç çocuğu bulunan bir miras bırakanı düşünelim. Emekli maaşı dışında geliri bulunmayan bu kişi, vefatından on ay önce Kuzguncuk’taki dairesini, henüz düzenli bir geliri olmayan en küçük oğluna tapuda oldukça düşük bir bedelle “satmış” görünmektedir. Diğer iki çocuk, satış bedelinin hiçbir zaman ödenmediğini ileri sürmektedir.
Böyle bir olayda mahkeme; tapudaki bedel ile rayiç değer arasındaki farkı bilirkişi marifetiyle tespit eder, devralanın ödeme kapasitesini araştırır, banka hesap hareketlerini inceler ve tanık beyanlarını değerlendirir. Genel kural olarak bu göstergelerin bir arada bulunması muvazaa yönünde güçlü karine oluşturur; ancak nihai sonuç, delillerin bütünü karşısında hâkimin takdir yetkisi dahilinde şekillenir.
Muvazaalı işlem baştan itibaren kesin hükümsüz sayıldığından, bu davanın zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmadığı kabul edilmektedir. Ancak davayı yalnızca mirasçı sıfatını taşıyanlar açabilir ve dava, mirasçının kendi payı oranında sonuç doğurur. Buna karşılık uzun süre sessiz kalınması, delillerin zayıflaması nedeniyle ispat açısından fiili bir dezavantaj yaratabilir.
Miras bırakan, tasarruf edilebilir bölümünü aşacak şekilde kazandırmada bulunmuşsa, saklı payı zedelenen mirasçılar tenkis davası açabilir (TMK m. 560). Tenkis, işlemin tamamen iptali değil; saklı payı tamamlayacak ölçüde indirilmesi anlamına gelir.
TMK m. 571 uyarınca tenkis davası açma hakkı:
Avukat Ayça Bolak olarak altını çizmek isterim: Bu süreler zamanaşımı değil hak düşürücü süre niteliğindedir; hâkim tarafından resen dikkate alınır ve süre geçtikten sonra hakkın canlandırılması mümkün değildir. Bu nedenle bir kazandırmayı öğrendiğiniz anda hukuki değerlendirme almanız önerilir.
Miras, mirasçılara kendiliğinden ve bir bütün olarak geçer (TMK m. 599). Bu, borçların da devralındığı anlamına gelir. Mirasçı, terekenin borca batık olduğunu düşünüyorsa mirası reddedebilir.
Yasal ve atanmış mirasçılar, mirası üç ay içinde reddedebilir. Süre; yasal mirasçılar için murisin ölümünü öğrendikleri tarihten, vasiyetname ile atanmış mirasçılar için tasarrufun kendilerine bildirildiği tarihten işlemeye başlar. Ret beyanı, murisin son yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesine yapılır.
Ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır. Bu halde üç aylık süre koşulu aranmaz; ancak mirasçı, tereke mallarına sahiplenme anlamına gelecek davranışlardan (mirası zımnen kabul) kaçınmalıdır.
Vefat eden bir esnafın mirasçısı olan kişiye, ölümden sekiz ay sonra icra takibi tebliğ edilmiştir. Kişi üç aylık ret süresini kaçırdığını düşünerek endişelenmektedir. Böyle bir durumda, murisin ölüm tarihi itibarıyla borca batık olduğu; karşılıksız çekler, kesinleşmiş icra dosyaları, aciz vesikaları ve ticari defterlerle ortaya konulabiliyorsa, hükmen ret (mirasın hükmen reddi) davası yolu değerlendirilebilir. Sonuç, somut olayın özelliklerine ve terekenin gerçek durumuna göre değişir.
Mirasçılık sıfatının resmen ispatı için mirasçılık belgesi gereklidir (TMK m. 598). Bu belge iki yoldan temin edilebilir:
Mirasçılık belgesi kesin hüküm niteliği taşımaz; aksi her zaman ispatlanabilir ve gerçeğe aykırı düzenlendiği iddiasıyla iptali istenebilir.
Mirasçılar tereke üzerinde elbirliği mülkiyeti ile hak sahibidir (TMK m. 640). Bu, hiçbir mirasçının diğerlerinin onayı olmadan tek başına tasarrufta bulunamaması demektir. Anlaşma sağlanamıyorsa, her mirasçı TMK m. 642 uyarınca paylaşma davası açabilir.
Ortaklık iki şekilde giderilir:
Üsküdar gibi apartman ve müstakil yapı dokusunun iç içe geçtiği, arsa değerlerinin yüksek olduğu bölgelerde bu davalarda kıymet takdiri raporuna itiraz aşaması özellikle önem taşır. Düşük tespit edilen bir değer, satış aşamasında telafisi güç kayıplara yol açabilir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 11 uyarınca miras davalarında kesin yetki kuralı geçerlidir. Terekenin tamamına ilişkin davalar, miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesinde görülür.
Miras bırakanın son yerleşim yeri Üsküdar ise, davalar kural olarak İstanbul Anadolu Adliyesi bünyesindeki mahkemelerde açılır. Görev bakımından ise:
| Talep / Dava Türü | Görevli Mahkeme | Süre |
|---|---|---|
| Mirasçılık belgesi talebi | Sulh Hukuk Mahkemesi / Noter | Süreye tabi değil |
| Mirasın reddi beyanı | Sulh Hukuk Mahkemesi | 3 ay (TMK m. 606) |
| Terekenin tespiti | Sulh Hukuk Mahkemesi | Süreye tabi değil |
| Ortaklığın giderilmesi | Sulh Hukuk Mahkemesi | Süreye tabi değil |
| Tenkis davası | Asliye Hukuk Mahkemesi | 1 yıl / 10 yıl (TMK m. 571) |
| Muris muvazaası (tapu iptali-tescil) | Asliye Hukuk Mahkemesi | Süreye tabi değil |
| Vasiyetnamenin iptali | Asliye Hukuk Mahkemesi | 1 yıl / 10 yıl / 20 yıl (TMK m. 559) |
| Mirasın hükmen reddi | Asliye Hukuk Mahkemesi | Süreye tabi değil |
Ayrıca 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu kapsamında, ölüm Türkiye’de gerçekleşmiş ve mükellefler Türkiye’de bulunuyorsa, veraset beyannamesinin dört ay içinde ilgili vergi dairesine verilmesi gerektiğini hatırlatmak isterim. Bu yükümlülüğün ihmali, idari yaptırımlara ve intikal işlemlerinde gecikmeye yol açar.
Miras hukuku, tek bir dava dilekçesiyle çözülen bir alan değildir. Aynı olay içinde muris muvazaası, tenkis ve denkleştirme (TMK m. 669) talepleri birlikte gündeme gelebilir; hangisinin öncelikli olarak, hangi sırayla ileri sürüleceği sonucu doğrudan etkiler.
Üsküdar ve çevresinde, kuşaklar boyu aile mülkiyetinde kalmış taşınmazlar, imar durumu değişmiş arsalar ve kentsel dönüşüm süreçlerine girmiş yapılar sıkça karşımıza çıkar. Bu nitelikteki dosyalarda tapu kayıt zincirinin geriye dönük incelenmesi, kadastro tutanaklarının ve bilirkişi değerleme raporlarının doğru okunması gerekir.
Bolak Hukuk Bürosu olarak yaklaşımımız; öncelikle terekenin kapsamını eksiksiz tespit etmek, ardından mirasçılar arasında sulh imkânını değerlendirmek, sulh mümkün değilse en güçlü delil setiyle dava yolunu açmaktır. Aile içi uyuşmazlıkların yıpratıcı doğası göz önüne alındığında, miras taksim sözleşmesi yoluyla anlaşmalı çözüm çoğu zaman hem daha hızlı hem daha az maliyetli bir sonuç doğurur.
Hukukta hiçbir dava için önceden kesin bir sonuç taahhüt edilemez. Her dosyanın kaderi, delillerin niteliğine, tarafların usuli davranışlarına ve nihayetinde hâkimin takdir yetkisine bağlıdır. Bize düşen, bu takdirin sağlıklı kullanılabilmesi için gerekli hukuki ve maddi zemini eksiksiz hazırlamaktır.
Evet. Nüfus kayıtları açık ve çelişkisizse mirasçılık belgesini doğrudan noterden alabilirsiniz. Ancak yabancılık unsuru, vasiyetname, evlatlık ilişkisi veya kayıtlarda uyuşmazlık bulunması hâlinde Sulh Hukuk Mahkemesine başvurmak zorunludur ve bu aşamada avukat desteği hata riskini azaltır.
Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası, işlemin baştan geçersiz sayılması nedeniyle zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Buna karşılık tenkis davası, saklı payın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde on yıllık hak düşürücü süreye tabidir (TMK m. 571).
Miras, borçlarıyla birlikte kendiliğinden geçer. Mirası reddetmek için ölümü öğrendiğiniz tarihten itibaren üç ay içinde murisin son yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesine ret beyanında bulunmanız gerekir (TMK m. 606). Terekenin ölüm anında borca batık olduğu açıksa, süre şartı aranmaksızın mirasın hükmen reddi davası açılabilir.
Terekeye ilişkin davalarda kesin yetkili mahkeme, miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir (HMK m. 11). Miras bırakanın son yerleşim yeri Üsküdar ise, taşınmaz başka bir ilde olsa dahi dava kural olarak İstanbul Anadolu Adliyesi’ndeki mahkemelerde açılır.
Hayır. Tereke üzerinde elbirliği mülkiyeti bulunduğundan, mirasçılardan biri tek başına satış yapamaz. Anlaşma sağlanamıyorsa ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davası açılarak taşınmazın aynen taksimi veya satış yoluyla paylaştırılması talep edilebilir.
Not: Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Her miras uyuşmazlığı kendine özgü koşullar barındırdığından, dosyanıza ilişkin adım atmadan önce bir avukattan somut olaya özel değerlendirme almanız önerilir.