
Avukatlık Hizmetlerimizi karşılıklı güven, gizlilik ve şeffaflık ilkelerine uygun şekilde yürütmekteyiz.
Evlilik sözleşmesi denildiğinde çoğu kişinin aklına nikâh masasına gitmeden önce imzalanan bir belge gelir. Oysa Türk hukukunda mal rejimi sözleşmesi evlendikten sonra da yapılabilir; yıllardır evli olan eşler de mal ilişkilerini yeniden düzenleme imkânına sahiptir.
Bu yazıda, evlilik içinde mal rejimi sözleşmesi yapmanın şartlarını, noter şeklinin neden zorunlu olduğunu, sözleşmenin geçmişe etkili olup olamayacağını ve alacaklıların haklarının nasıl korunduğunu Avukat Ayça Bolak olarak uygulamadan örneklerle ele alıyoruz.

Mal rejimi, evlilik birliği süresince eşlerin edindiği malların kime ait olacağını ve evlilik sona erdiğinde bu malların nasıl paylaşılacağını belirleyen kurallar bütünüdür. Mal rejimi sözleşmesi ise eşlerin kanunun öngördüğü rejimlerden birini kendi iradeleriyle seçtikleri sözleşmedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 202. maddesine göre eşler arasında kural olarak edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Eşler bir sözleşme yapmadıkça veya mahkeme olağanüstü mal rejimine karar vermedikçe bu yasal rejim uygulanır.
Eşler sözleşmeyle yalnızca kanunda sayılan rejimlerden birini seçebilir; kendi icatları olan bir sistem kuramazlar (kanunun “sınırlı sayı” ilkesi):
| Mal Rejimi | Temel Özelliği |
|---|---|
| Edinilmiş mallara katılma (yasal rejim) | Evlilik içinde emekle edinilen mallarda, rejim sona erdiğinde her eş diğerinin artık değerinin yarısı üzerinde hak sahibidir. |
| Mal ayrılığı | Her eş kendi malvarlığının sahibidir; kural olarak tasfiyede katılma alacağı doğmaz. |
| Paylaşmalı mal ayrılığı | Eşlerin birlikte kullanım için edindiği belirli mallar paylı mülkiyete tabidir, diğer mallar ayrı kalır. |
| Mal ortaklığı | Kişisel mallar dışındaki mallar eşlerin elbirliği mülkiyetinde ortak mal sayılır. |
Evet. Türk Medeni Kanunu’nun 203. maddesi, mal rejimi sözleşmesinin evlenmeden önce veya sonra yapılabileceğini açıkça düzenler. Dolayısıyla evliliğin hangi yılında olursa olsun eşler, anlaşmak kaydıyla mevcut rejimlerini değiştirebilir.
Aynı hüküm uyarınca eşler, sözleşmede ancak kanunun belirlediği sınırlar içinde bir rejimi seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilir. Bu esneklik, evlilik içinde değişen ekonomik koşullara uyum sağlamak açısından önemlidir.
Türk Medeni Kanunu’nun 205. maddesine göre mal rejimi sözleşmesi noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılmalı ve taraflarca imzalanmalıdır. Kanun, evlenme başvurusu sırasında yazılı bildirimle rejim seçilmesine de imkân tanır; ancak evlilik devam ederken yapılacak sözleşmeler bakımından noter şekli esastır.
Eşlerin kendi aralarında imzaladığı adi yazılı bir belge, ne kadar ayrıntılı olursa olsun mal rejimi sözleşmesi olarak geçerli sayılmaz. Uygulamada en sık karşılaştığımız hata budur.
Varsayımsal örnek: On iki yıllık evli bir çift, eşlerden birinin şirket kurmasının ardından evde “Bundan sonra herkesin malı kendisine ait” yazan bir kâğıt imzalamıştır. Yıllar sonra açılan boşanma davasında bu belge şekil şartını taşımadığından mal rejimi sözleşmesi olarak dikkate alınmaz ve tasfiye, yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma hükümlerine göre yapılır.
Kanunun 204. maddesi uyarınca sözleşmeyi yapacak kişilerin ayırt etme gücüne sahip olması gerekir. Küçükler veya kısıtlılar ancak yasal temsilcilerinin rızasıyla sözleşme yapabilir.
Sözleşme her iki eşin özgür iradesine dayanmalıdır. Baskı, korkutma (ikrah) veya aldatma (hile) altında imzalanan sözleşmelerin geçerliliği genel hükümler çerçevesinde tartışmaya açılabilir. Bu nedenle noterin tarafları bilgilendirmesi ve eşlerin ayrı ayrı hukuki danışmanlık alması tavsiye edilir.
Evlilik içinde yapılan sözleşme bakımından en çok merak edilen konu, yeni rejimin evliliğin başından itibaren mi yoksa sözleşme tarihinden itibaren mi uygulanacağıdır.
Bu noktanın sözleşmede açıkça yazılmaması, ileride ciddi uyuşmazlıklara yol açar. Sözleşme metninde önceki dönem mallarının nasıl değerlendirileceği mutlaka net ifadelerle belirtilmelidir.
Mal rejiminin evlilik içinde değiştirilmesi, eşlerden birinin borçlarından kaçmak için kullanılabilecek bir araç değildir. Türk Medeni Kanunu, mal rejiminin kurulması veya değiştirilmesinin, o güne kadar alacaklıların alacaklarını tahsil edebildikleri malvarlığını bu sorumluluktan kurtaramayacağını düzenler.
Varsayımsal örnek: Ticari borçları biriken bir eş, alacaklıların takibinden kısa süre önce eşiyle mal ortaklığı sözleşmesi yaparak değerli mallarını diğer eşin payına geçirmeye çalışır. Böyle bir durumda sözleşme, eşler arasında geçerli olsa bile alacaklılara karşı ileri sürülemez; ayrıca somut olayın özelliklerine göre tasarrufun iptali davası gündeme gelebilir.
Mal rejimi, boşanma kararıyla sona erer ve Türk Medeni Kanunu’nun 225. maddesi gereğince bu sona erme boşanma davasının açıldığı tarihe geri yürür. Dolayısıyla dava açıldıktan sonra yeni bir rejim seçmenin pratik bir anlamı çoğu zaman kalmaz.
Boşanma aşamasında eşlerin mal ilişkilerine dair anlaşmaları, mal rejimi sözleşmesiyle değil, tasfiyeye ilişkin düzenlemelerle yapılır. Anlaşmalı boşanmalarda bu düzenleme genellikle protokolde yer alır; anlaşmalı boşanma protokolünü hazırlarken dikkat edilmesi gereken noktaları ayrı bir yazımızda ele aldık.
Sözleşme yapılmamışsa tasfiye yasal rejime göre gerçekleşir. Yasal rejimde katılma alacağının nasıl hesaplandığını boşanmada mal paylaşımının nasıl yapıldığını anlattığımız rehberimizde ayrıntılı olarak bulabilirsiniz.
1 Ocak 2002’den önce yürürlükte olan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi döneminde yasal rejim mal ayrılığı idi. 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun uyarınca, bu tarihten önce evlenmiş eşler de yeni kanunun yürürlüğüyle birlikte, başka bir rejim seçmedikleri sürece edinilmiş mallara katılma rejimine tabi hâle gelmiştir.
Bu nedenle 2002 öncesi evli çiftlerde iki ayrı dönem söz konusudur: 2002 öncesi için mal ayrılığı, sonrası için edinilmiş mallara katılma. Bu çiftlerin evlilik içinde sözleşme yapması hâlinde, dönemler arası ayrımın sözleşmede dikkatle ele alınması gerekir.
Evliliğin ilerleyen dönemlerinde ayrılık gündeme gelirse, malvarlığına ilişkin kararların aceleyle alınmaması önemlidir; boşanma sürecinde dikkat edilmesi gereken hususları özetlediğimiz yazımız bu açıdan yol gösterici olacaktır.
Evlilik sözleşmesi yalnızca evlenmeden önce değil, evlilik birliği devam ederken de yapılabilir. Ancak sözleşmenin geçerli olması için noter şekline uyulması, eşlerin ehliyetli ve özgür iradeyle hareket etmesi ve önceki dönemin tasfiyesinin açıkça düzenlenmesi gerekir. Aksi hâlde, yıllar sonra geçersiz sayılan bir belge nedeniyle eşlerin hiç öngörmediği sonuçlarla karşılaşması mümkündür.
Bolak Hukuk Bürosu olarak, eşlerin somut durumuna uygun mal rejimi sözleşmesi hazırlanması, mevcut sözleşmelerin incelenmesi ve mal rejimi tasfiyesi davalarında aile hukuku alanındaki deneyimimizle destek sunmaktayız.
Evet. Türk Medeni Kanunu’nun 203. maddesi uyarınca eşler evlilik devam ederken noterde mal ayrılığı sözleşmesi yaparak yasal rejim yerine mal ayrılığını seçebilir.
Mal rejimi sözleşmesi noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Eşlerin kendi aralarında imzaladığı adi yazılı belge geçerli bir mal rejimi sözleşmesi sayılmaz.
Genel kural olarak sözleşme yapıldığı tarihten itibaren hüküm doğurur. Eşler yeni rejimin evlilik başından itibaren uygulanmasını kararlaştırabilir; ancak bu düzenleme üçüncü kişilerin ve alacaklıların haklarını etkilemez.
Mal rejimi, boşanma hâlinde dava tarihi itibarıyla sona ermiş sayıldığından dava açıldıktan sonra rejim değiştirmenin pratik etkisi sınırlıdır. Bu aşamada eşler, mal ilişkilerini tasfiyeye yönelik bir anlaşmayla düzenler.