
Avukatlık Hizmetlerimizi karşılıklı güven, gizlilik ve şeffaflık ilkelerine uygun şekilde yürütmekteyiz.
Silivri; tarım arazilerinin, yazlık konutların ve kuşaklar boyunca bölünmeden devredilmiş hisseli tapuların yoğunlaştığı bir ilçedir. Bu yapı, miras süreçlerini çoğu zaman şehir merkezindeki tek bir daireden ibaret dosyalardan çok daha katmanlı hâle getirir.
Bir mirasçı için sorun genellikle “payım ne kadar” sorusuyla başlar; ancak kısa sürede tapuda görünen hisselerin gerçeği yansıtmadığı, murisin sağlığında bazı taşınmazları devrettiği ya da arazinin kanunen bölünemez nitelikte olduğu ortaya çıkar. Her aşamanın kendine özgü süresi, görevli mahkemesi ve ispat yükü vardır.
Bu rehberde, Silivri’de miras uyuşmazlıklarında en sık karşılaşılan hukuki sorunları, başvurulacak dava yollarını ve hak kaybına yol açan süreleri, Bolak Hukuk Bürosu olarak sahada edindiğimiz deneyim çerçevesinde ele alıyoruz.
Miras hukuku ülke genelinde aynı kanuna, yani 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘na tabidir. Ancak terekenin (mirasçılara kalan malvarlığının) niteliği, uyuşmazlığın seyrini doğrudan belirler.
Silivri dosyalarında öne çıkan başlıklar şunlardır:
Türk Medeni Kanunu uyarınca miras, murisin ölümüyle birlikte mirasçılara kendiliğinden geçer. Buna külli halefiyet (malvarlığının bir bütün olarak devri) denir. Ancak tapu, banka ve vergi işlemlerinin yapılabilmesi için mirasçı sıfatının belgelenmesi gerekir.
Mirasçılık belgesi, Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükmü gereğince sulh hukuk mahkemesinden veya noterden alınabilir. Noterden alınabilmesi için nüfus kayıtlarının tereddüde yer bırakmayacak şekilde açık olması aranır.
Aşağıdaki hâllerde noter yolu kapalıdır ve mahkemeye başvurulması zorunludur:
Belgenin nasıl alınacağına, gerekli evrakın neler olduğuna ve noter ile mahkeme yolu arasındaki farklara mirasçılık belgesinin alınmasını adım adım anlattığımız yazımızda ayrıntılı olarak değindik.
Uygulamadan bir örnek: Silivri’de vefat eden bir kişinin mirasçıları, noterden aldıkları belgeyle tapu işlemine başvurmuş; ancak murisin daha önce evlilik dışı doğan bir çocuğu hakkında açılmış babalık davası bulunduğu ortaya çıkmıştır. Bu durumda noter belgesi geçerliliğini korumaz; mirasçılık sıfatının mahkeme kararıyla yeniden tespiti gerekir.
Miras davalarında yetki kuralı çoğu zaman yanlış bilinir. Belirleyici olan mirasçının değil, murisin son yerleşim yeridir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, terekenin paylaşılmasına ve miras sebebiyle istihkaka ilişkin davalarda ölenin son yerleşim yeri mahkemesini kesin yetkili saymıştır. Kesin yetki, tarafların anlaşmasıyla değiştirilemeyen ve mahkemece kendiliğinden gözetilen bir kuraldır.
Buna karşılık, tapu kaydının düzeltilmesine veya iptaline ilişkin davalarda yetki taşınmazın bulunduğu yere aittir. Dolayısıyla muris Silivri dışında yaşamış olsa dahi, dava konusu arazi Silivri sınırları içindeyse tapu iptali ve tescil davası Silivri’de görülür.
| Dava türü | Görevli mahkeme | Yetkili yer |
|---|---|---|
| Mirasçılık belgesi talebi | Sulh hukuk mahkemesi | Her yer mahkemesi |
| Terekenin paylaşılması | Asliye hukuk mahkemesi | Murisin son yerleşim yeri (kesin) |
| Tapu iptali ve tescil (mal kaçırma) | Asliye hukuk mahkemesi | Taşınmazın bulunduğu yer (kesin) |
| Tenkis davası | Asliye hukuk mahkemesi | Murisin son yerleşim yeri |
| Ortaklığın giderilmesi | Sulh hukuk mahkemesi | Taşınmazın bulunduğu yer |
| Mirasın reddi | Sulh hukuk mahkemesi | Murisin son yerleşim yeri |
Yetkisiz mahkemede açılan dava esastan incelenmeden reddedilir. Bu da hem harç kaybına hem de zamanaşımı bakımından telafisi güç sonuçlara yol açabilir.
Silivri dosyalarının ayırt edici başlığı budur. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu‘nda 2014 yılında yapılan değişiklikle, tarımsal arazilerin mirasçılar arasında parçalanarak ekonomik bütünlüğünü yitirmesi engellenmiştir.
Kanunun getirdiği temel kural şudur: Bakanlıkça her ilçe için belirlenen yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğünün altına düşecek şekilde bölünme yapılamaz. Arazi, mirasçılar arasında hisselere ayrılarak tapuya tescil edilemez.
Bu durumda mirasçıların önünde şu seçenekler bulunur:
Mirasçılar ölümden itibaren kanunda öngörülen süre içinde devir konusunda anlaşamazsa, ilgililerin talebi üzerine mahkeme devralmaya ehil mirasçıyı belirler. Ehliyet değerlendirmesinde tarımsal faaliyette bulunma, arazinin bulunduğu yerde ikamet etme ve tarımsal gelir elde etme gibi ölçütler dikkate alınır.
Uygulamadan bir örnek: Değirmenköy’de bulunan bir tarlada dört mirasçı bulunmaktadır. Mirasçılardan biri araziyi fiilen ekip biçmekte, diğer üçü şehirde yaşamaktadır. Anlaşma sağlanamadığında mahkeme, arazinin fiilen tarımla uğraşan mirasçıya devrine ve diğerlerine bilirkişi marifetiyle belirlenen bedelin ödenmesine karar verebilir. Burada belirleyici olan hisse oranı değil, arazinin tarımsal amaçla kullanılmaya devam edip etmeyeceğidir.
Murisin, mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla taşınmazını gerçekte bağışladığı hâlde tapuda satış göstermesi hukukta muris muvazaası olarak adlandırılır. Bu kurumun çerçevesi, Yargıtay’ın 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile çizilmiştir.
Kararın özü şudur: Görünürdeki satış işlemi, tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için geçersizdir. Gizlenen bağış işlemi ise tapulu taşınmazlarda aranan resmî şekil şartına uyulmadığı için ayrıca geçersiz sayılır. Sonuç olarak saklı payı bulunsun bulunmasın tüm mirasçılar tapu iptali ve tescil davası açabilir.
Uygulamada muvazaanın varlığı şu ölçütlerle değerlendirilir:
Bu davada en kritik nokta ispattır. Tanık beyanı, banka kayıtları, emsal satış bedelleri ve devralanın gelir belgeleri birlikte değerlendirilir. Delillerin nasıl toplanacağını ve hangi karinelerin lehe kullanılabileceğini murisin hileli tapu devirlerini ele aldığımız yazımızda ayrıntılandırdık.
Önemli bir ayrım: Murisin gerçekten bedel alarak yaptığı satışlar muvazaa kapsamında değildir. Aynı şekilde, evlenirken veya iş kurarken çocuğa yapılan ve denkleştirmeye tabi kazandırmalar farklı bir hukuki rejime tabidir. Her devir işlemi mal kaçırma anlamına gelmez; bu nedenle dava açmadan önce tapu ve banka kayıtlarının incelenmesi gerekir.
Muris, malvarlığı üzerinde sınırsız tasarruf yetkisine sahip değildir. Kanun, belirli mirasçılar için dokunulamayacak bir asgari pay öngörmüştür. Buna saklı pay denir.
Türk Medeni Kanunu’nda 2007 yılında yapılan değişiklikle kardeşlerin saklı payı kaldırılmıştır. Güncel oranlar şöyledir:
| Saklı paylı mirasçı | Saklı pay oranı |
|---|---|
| Altsoy (çocuk, torun) | Yasal miras payının yarısı |
| Ana ve babadan her biri | Yasal miras payının dörtte biri |
| Sağ kalan eş (altsoy veya ana-baba zümresiyle birlikte) | Yasal miras payının tamamı |
| Sağ kalan eş (diğer hâllerde) | Yasal miras payının dörtte üçü |
Saklı payı zedelenen mirasçı tenkis davası açarak tasarrufun saklı payı aşan kısmının indirilmesini isteyebilir. Tenkis davası, muris muvazaası davasından farklıdır: Muvazaada işlem baştan geçersiz sayılırken, tenkiste geçerli bir tasarruf yalnızca saklı payı aşan oranda geri alınır.
Tenkis davası hak düşürücü süreye tabidir. Mirasçı, saklı payının zedelendiğini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl, her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda mirasın açılmasından itibaren on yıl içinde dava açmalıdır. Bu süreler kaçırıldığında hak, esası incelenmeden ortadan kalkar.
Saklı payın hesaplanmasında terekeye eklenecek kazandırmalar ve denkleştirme kurallarını, saklı pay ve miras paylaşımını bütün yönleriyle incelediğimiz rehberimizde örneklerle açıkladık.
Mirasçılar paylaşımda anlaşamadığında, her mirasçı tek başına ortaklığın giderilmesi davası açabilir. Dava sulh hukuk mahkemesinde görülür ve tüm paydaşların davaya dâhil edilmesi zorunludur.
Mahkeme iki yöntemden birine karar verir:
Silivri’ye özgü kritik nokta şudur: Dava konusu taşınmaz tarımsal nitelikteyse, aynen taksim talebi 5403 sayılı Kanun’daki bölünme yasağı nedeniyle çoğu zaman karşılanamaz. Bu durumda mahkemenin satışa yönelmesi gündeme gelir; ancak satışın da arazinin bütünlüğünü bozmayacak şekilde yapılması gerekir.
Satış kararı verildiğinde taşınmazın piyasa değerinin altında elden çıkma riski bulunur. Bu nedenle dava açmadan önce paydaşlar arasında anlaşma yollarının tüketilmesini önemsiyoruz. Davanın aşamaları ve satış sürecinin işleyişi için paydaşlığın giderilmesi davasını ayrıntılı ele aldığımız yazımıza göz atabilirsiniz.
Miras yalnızca malvarlığını değil, borçları da kapsar. Mirasçı, murisin borçlarından kural olarak kişisel malvarlığıyla da sorumlu olur. Bu sorumluluktan kurtulmanın yolu mirasın reddidir.
Yasal mirasçılar için ret süresi, murisin ölümünü ve mirasçı olduklarını öğrendikleri tarihten itibaren üç aydır. Süre hak düşürücüdür; kaçırıldığında miras kayıtsız şartsız kabul edilmiş sayılır.
Terekenin borca batık olduğu açıkça belli ise, ayrıca süre şartı aranmaksızın mirasın hükmen reddi tespiti istenebilir. Bu durumda terekenin ödemeden aciz hâlinde bulunduğunun kanıtlanması gerekir.
Uyarı: Mirasçı sıfatıyla tereke mallarını kullanmaya başlamak, kira gelirini tahsil etmek veya tapuda işlem yapmak, mirasın zımnen (örtülü biçimde) kabulü sayılabilir. Böyle bir davranıştan sonra ret hakkı kural olarak kullanılamaz.
| İşlem | Süre | Başlangıç |
|---|---|---|
| Mirasın reddi | 3 ay | Ölümün ve mirasçılığın öğrenilmesi |
| Veraset ve intikal vergisi beyanı | 4 ay | Ölüm tarihi (yurt içi hâllerde) |
| Tenkis davası | 1 yıl / 10 yıl | Öğrenme / mirasın açılması |
| Vasiyetnamenin iptali | 1 yıl / 10 yıl | İptal sebebinin öğrenilmesi |
| Tarımsal arazide devir anlaşması | 1 yıl | Mirasın açılması |
Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası ise zamanaşımına tabi değildir. Ancak uzun süre sessiz kalmak, delillerin kaybolması ve taşınmazın üçüncü kişilere devredilmesi riskini büyütür.
Avukat Ayça Bolak olarak miras dosyalarında izlediğimiz yöntem, dava dilekçesi yazmadan önce terekenin eksiksiz biçimde ortaya çıkarılmasıdır. Aksi hâlde eksik veriyle açılan dava, sonradan genişletilemeyeceği için hak kaybına yol açar.
Her somut olayın kendine özgü koşulları bulunduğunu vurgulamak gerekir. Aynı köyde, aynı büyüklükteki iki arazi için dahi murisin sağlığındaki işlemlere bağlı olarak tamamen farklı sonuçlar doğabilir. Bu nedenle dosya incelenmeden sonuç taahhüdünde bulunulması hukuken mümkün değildir.
Hayır. Yetki mirasçının değil, murisin son yerleşim yerine göre belirlenir. Muris son olarak Silivri’de ikamet ediyorsa, mirasçılar nerede yaşarsa yaşasın terekenin paylaşımına ilişkin dava Silivri’de görülür. Dava konusu taşınmaz Silivri’deyse tapu iptali davası da burada açılır.
Kural olarak hayır. 5403 sayılı Kanun, yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğünün altına düşecek bölünmeleri yasaklar. Arazi ya bir mirasçıya devredilir, ya mirasçıların kuracağı ortaklığa geçirilir ya da satılarak bedeli paylaştırılır.
Devir gerçekte bağış niteliğindeyse muris muvazaası söz konusu olabilir ve saklı payı bulunsun bulunmasın her mirasçı tapu iptali ve tescil davası açabilir. Bu davada murisin satışa ihtiyacının olup olmadığı, bedelin gerçek değere uygunluğu ve devralanın ödeme gücü incelenir. Sonuç, delil durumuna göre değişir.
Tereke borca batık durumdaysa, süre şartı aranmaksızın mirasın hükmen reddinin tespiti istenebilir. Ancak mirasçı sıfatıyla tereke mallarına ilişkin işlem yapılmışsa bu yol kapanabilir. Durumun bir avukatla ivedilikle değerlendirilmesi önerilir.
Silivri’de miras uyuşmazlıkları, çoğu zaman yalnızca pay hesabından ibaret değildir; arazinin hukuki statüsü, geçmiş tapu işlemleri ve kanuni süreler birlikte değerlendirilmelidir. Yanlış dava türünün seçilmesi ya da hak düşürücü sürenin kaçırılması, esasa girilmeden hak kaybına yol açabilmektedir.
Terekede tarım arazisi, çok paydaşlı taşınmaz veya murisin sağlığında yaptığı devirler bulunuyorsa, süreci başlatmadan önce kayıtların bütüncül biçimde incelenmesini öneriyoruz. Bolak Hukuk Bürosu olarak miras dosyalarında yürüttüğümüz çalışmalar ve aile hukuku alanındaki hizmetlerimiz hakkında ayrıntılı bilgi alabilir, dosyanıza ilişkin değerlendirme için bizimle iletişime geçebilirsiniz.